AKTÜEL ÇEKİMDE SES
Bu modül sonunda edineceğiniz bilgi ve beceriler ile ses kaydının ve kurgusunun
önemli bir kısmını oluşturan “Aktüel Çekimde Ses”in nasıl kaydedildiğini göreceksiniz.
Bir televizyon programının ya da sinema filminin başarıya ulaşması için yalnızca
görüntünün mükemmel olması yetmez. Sesin de kusursuz olması gerekir.
Mikrofonların, istenilen sesleri sağlıklı bir biçimde alabilmesi, ses sisteminin doğru
kurulması, seçilmesi ve yönlendirilmesiyle mümkündür. Ses ışıkların ve kameranın
düzenlenmesi kadar önemlidir. Ses, yapımın başarısını arttırıcı bir unsurdur. Bu nedenle
programla ilgili tüm planlama çalışmalarına ses uzmanının katılması gerekir. Çünkü TV
yapımlarında çok çeşitli mikrofonlar kullanılır. Her mikrofonun kendine özgü özellikleri
vardır. Ayrıca ses kaydı yapılacak ortam ve konu önemlidir. Bu özellikleri ve teknikleri bilen
ses uzmanı uygun araç seçimini yapar, en doğru ve temiz ses kaydını alır.
İşte bu modül kitapçığı ile ses kaydının her zaman aynı şekilde yapılmadığını
öğreneceksiniz. Konunun ortamın program türünün ses kaydını ve kullanılan araçları nasıl
etkilediğini göreceksiniz.
Stüdyo çekimindeki ses kaydı ile aktüel çekimdeki ses kaydının farklarını ayırt edip
kavramış olacaksınız.
Uygun ortam sağlandığında dış mekanlarda ses kaydı yapmak için gerekli olan ses
kayıt malzemelerini kayda hazır hale getirebileceksiniz.
Sevgili öğrenci, bu faaliyet öncesinde yapmanız gereken öncelikli araştırmalar
şunlardır:
. Günümüzde ses kaydı, hangi araç gereçler kullanılarak yapılıyor? Daha önce
nelerle yapılıyordu, araştırınız.
Araştırma işlemleri için İnternet ortamını kullanabilir, ses kayıt stüdyolarını, radyotelevizyon
kuruluşlarını ve prodüksiyon firmalarını ziyaret edebilirsiniz.
1.1. Ses Kayıt Cihazlarının Hazırlanması
Film ve video (ses ayrı kaydedildiğinde) için ses kaydında en çok kullanılan temel
alet, Nagra bant kaydedicidir. Nagra belgeselciler ve uzun metrajcılar tarafından 30 yıl
boyunca kullanıldı. Nagra sözcüğü Leh dilinde “kaydeder” anlamına gelir. 1960’lı yıllarda
İsviçre’de Polonyalı mucit Stephan Kudeleski tarafından icat edilmiştir.
Ancak, günümüzde “Sayısal Kayıtçılar” küçük olmaları, hafif malzemeden
yapılmaları nedeniyle sinema ve video endüstrisine yüksek kalite sunduğundan endüstri
standardı haline geldi.
Çekimlerde çok çeşitli kayıtçılar kullanılmaktadır. Bunlar:
. DAT gibi kaset-teyp formatları
. Nagra D gibi makaralılar
. Deva gibi sabit diske kaydediciler
. Nagra Ares C gibi hareketli parçası olmayan hafıza kartlarına kayıt yapan yonga
temelliler
. Sony Mini Disk (MD) gibi manyetik optik sistemliler sayılabilir.
Dijital manyetik ses depolama ortamıdır. DAT’lar 1987’de piyasaya çıkmıştır.
İki türü vardır. DAT ve R-DAT
DAT’a 2 kanal (stereo), R-DAT’a ise 4 kanal (quad) kayıt yapılabilir.
DAT kasetinin boyutları 73x54x10,5 mm’dir. İçinde 4 mm eninde manyetik band
bulunur. Kayıt süresi, 15–100 dk’dır. 120 dk’lık bir kasetteki bandın uzunluğu yaklaşık 60
m’dir. 60 m’den uzun bantlar çoğu cihazda problem çıkardığı için 120 dakikadan yukarısı
fazla kullanılmaz.
Dijital veri, banda sıkıştırılmadan kaydedilir. Bundan dolayı bir DAT kasetinin bütün
kopyaları aynı kalitedir.
DCC ve MD’de olduğu gibi kopyalama sırasında kayıp yaşanmaz.
.jpg)
İnce ve özel bir tabana sahip olan manyetik bantlar daha çok polyesterden imal
edilmektedir. Bantların kalınlığı 25–35 mikron, enleri ise 6,5 mm’dir. Uzunlukları da
yaklaşık 200–600 m arasında değişmektedir.
Manyetik ses kaydına uygun olan malzemeler “demir oksit (Fe2O3)” ile “krom di oksit
(CrO2)”tir. Plastik şeritlerin üstüne kimyasal maddelerle karıştırılarak lake haline getirilmiş
bu ferro magnetik malzemelerden birisi sürülür.
Karışımın kalınlığı yaklaşık 10–15 mikron arasındadır. Sürülen bu magnetik örtü
tabakası (magnetic coating) içerisinde çok ince manyetik demir oksit veya benzer özellikli
bir maddenin partikülleri vardır. Bandın kalitesini belirleyen ana etken, ferromagnetik
partiküllerin şekil ve boyut itibarıyla çok ince ve homojen olup olmamasıdır. Yani magnetik
bandın mıknatıslığını oluşturan oksid tabakasının kalınlığı ve niteliği, teyp cihazının frekans
karakteristiği doğrudan belirlenir. Oksit tabakasının kalınlığı band boyunca aynı kalınlıkta
değilse, bu durum teyp frekans karakteristiği üzerinde yaklaşık 8 desibellik tepeliklere ve
çukurluklara yol açabilmekte bu da sesin kalitesini doğrudan etkilemektedir.
Banda sürülen ferromagnetik malzemenin farklılığına göre bandlar,
. Normal (tip I)
. Krom / CrO2 (tip II)
. Metal
olarak üçe ayrılır.
Günümüzde kullanılan bandların çoğunda demir oksid partikülleri kullanılır. Profesyonel
amaçla üretilen bandlarda ise krom dioksit partikülleri kullanılır. Krom Dioksit partikülleri
sert yapılı olduklarından, sinyalleri demir oksit partiküllerine göre daha fazla ve daha iyi
geçirir. Yani magnetik geçirgenlikleri (permeabiliteleri) daha yüksektir.
Film, televizyon ya da radyo yapımlarının ses bilgisinin depolanması, sayısal kayıt için
diskler çıkıncaya kadar, manyetik ses bantları kullanılmıştır. Profesyonel standartlara uygun
olarak seçilmeyen bantlara yapılan kayıtlarda, ses seviyelerinde dalgalanma, yüksek
frekansların alınmaması ya da dinamik alanın sınırlanması gibi sorunlarla karşılaşılır.
Ses bandı ince parlak bir şerittir; çok küçük demir oksit parçacıklarını içeren yüzey ve
bu demir oksit parçacıklarının üzerinde bulunduran plastik bir tabaka ve manyetik dalgaların
etkileyemediği bir alt kaplamadan oluşur. Bazı bantlar demir oksit kaplama yerine krom
dioksit ya da saf metal kaplama yüzeyine sahiptirler. Küçük parçalardan oluşan kaplama
yüzey bir ses kayıt kafasının önünden geçerken, kayıt kafasına gelen ses sinyalinin
belirlediği elektromanyetik alana göre belirli bir düzene sokulur. Silme kafası (erase head)
da düzenlenen bölümleri bozar.
Plastik yüzey ve taban polyester ya da selüloz asetattan yapılabilir. Asetat ile
karşılaştırıldığında polyester daha sağlam, sıcaklık ya da nemden çok az etkilenen bir
yapıdadır. Ancak polyester çok kullanımda esneyebilmektedir; asetat bu bakımdan daha
dayanıklıdır.
Manyetik ses bandının iki fiziksel boyutu kalınlık ve genişliktir. Bandın kalınlığı bir
makara üzerine bandın ne kadar sarılacağını, ne kadar sürede okunacağını ve bandın katmanı
üzerindeki manyetik alanın bitişik katman üzerindeki manyetik alanı ne kadar etkileyeceğini
belirlemeye yardımcı olur.
Genellikle bant kalınlıkları 1,5, 1 ve 0,5 mil (1 inç’in binde biri; 0,0254 mm) dir ve bu
ölçüm plastik yüzeyden alınmıştır. Profesyonel yapım ve yayınlarda kullanılan bant kalınlığı
1,5 mil’dir. Bunun iki nedeni vardır, olası buruşma, kopma uzama ya da esnemeler için
dayanıklı olması ve “print-through” olayını önemli ölçüde azaltmasıdır.
Çok izli ya da kanallı kayıtlar önceleri 2 inç, sonra 1 inç ve çok izli kayıt teknolojisi
gelişmelere bağlı olarak günümüzde ¼ inç genişliğindeki bantlara yapılmaktadır. Genelde
bandın genişliğini, hemen hemen kaplayan mono (tek iz) ve stereo (iki iz) kayıtlar için ¼ inç
bantlar kullanılmaktadır.
Kaset bant ebatlarının küçüklüğü (makara bantlara göre), hafifliği ve taşınabilirliği
nedeniyle son derece güvenli olarak her yerde kullanımını olanaklı kılmıştır. Makara bant
formatıyla kıyaslandığında özellikle yüksek hızlarda (15 ips ya da 30 ips) kasetin niteliği
daha düşüktür. Ancak, nitelikli kaset bantlar ve profesyonel kaset bant kayıt cihazları yapım
ve yayınlarda kullanılmaktadır.
Kaset bant kayıt cihazlarının orta derecede ses niteliğine sahip olmalarının bir nedeni
de bandın boyutlarıdır. Çoğu kaset bantlar ½ ya da ¼ mm kalınlığında ve 0,15 inç
genişliğindedir. Oksit kaplama derecesi göz önüne alındığında, iz genişliği ve kabul
edilebilir bir sinyal gürültü oranında güçlü bir çıkış sinyali elde etmede gerekli sabite ya da
değişmezlik için, yeterince yüzey genişliğine sahip değildir. Buna benzer sorunları gidermek
için, bazı kaset bantlar krom dioksit, kobalt ya da saf metal taneciklerinden imal
edilmektedir. (Tüm kaset bantların arka yüzeyleri polyester kaplıdır.) Kaset bantlar 45, 60,
90 ya da 120 dakika uzunlukta ve bandın her iki kenarı da kullanılmaktadır.
Profesyonel yapım ve yayınlarda kaset bant formatını sınırlayan üç sorun vardır:
Nispeten daha az ses niteliği, kurgu yapmadaki güçlük ve “eue” noktalarını yerleştirmedeki
zorluklardır. Profesyonel ses niteliğine yakın özelliklerin eklenmesiyle yayın koşullarında
kullanılabilen kaset bant kayıt cihazları geliştirilmiştir. Ses niteliğini yükseltebilmek için
3,75 ips’de kayıt ve okuma yapabilen kaset bant kayıt cihazları olsa da radyo istasyonlarının
müzik yayınında 1 7/8 ips hıza sahip kaset formatı yaygın olarak kullanılmaktadır.
Genellikle film yapımlarının seslerini kaydetmede kullanılan portatif makara bantlı ses
kayıt cihazları hafif, küçük ve kendi iç batarya sistemi ile çalışacak şekilde tasarlanmıştır.
Çoğunlukla dış çekimlerde kullanılan bu ses kayıt cihazlarının dayanıklı ve sağlam olması
çok önemlidir.
Sayısal ses kaydı gerçekleşinceye kadar hemen hemen tüm film çalışmalarında
“Nagra” ses kayıt cihazı kullanılmaktaydı. Nagra bu yeni gelişmeler karşısında kendini
yenilemiş, aynı formatta (1/4 inç banta) hem örneksel (analog) hem de sayısal kayıt
yapabilen “Nagra D” formatını piyasaya sürmüştür. Nagra’ya özgü “pilot-tone” senkronunun
yerini artık zaman kodu (time-code) almıştır.
Film çekimlerinde görüntü ve ses ayrı olarak kaydedilir. “İkili sistem” olarak
adlandırılan bu yöntemde, çekimler sırasında kaydedilen ¼ inç makara banta sesler görüntü
ile eşlenebilmesi için aynı formatta olması gerekir. Bu nedenle film formatına (16 ya da 35
mm) bağlı olarak sesler perfore banta aktarılır. Burada iki sorun vardır: Çekim sırasında ses
kayıt cihazının film kamerasıyla senkronize dönmesi ve ses kayıt cihazından perforeye
seslerin aktarımında ses kayıt cihazı ile perfore kaydının senkronlu çalışması.
Film kamerası ile ses kayıt cihazının eş zamanlı ya da senkronlu çalışabilmesi için
bazı yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerden birisi olan kablolu senkronizasyon yönteminde,
film kamerası bir senkron sinyali (palsi) üretir ve bir kablo vasıtasıyla bu sinyal ses kayıt
cihazına taşınarak, ses bandı üzerine kaydedilir. Bu sistemin sakıncası, kamera ile ses kayıt
cihazının kablo mesafesi kadar yakın ve birbirine bağımlı çalışmasıdır. Yaygın olarak
kullanılan diğer senkron yönteminde, bir kabloya ihtiyaç duymadan, kendi içerisindeki
kristal osilatörden senkron sinyalini üretmesi ve kaydetmesidir. Kristal bir osilatör tarafından
üretilen sinyalin, frekansının değişimi ya da bozulması zordur. Böyle bir sistemde cihazlar
istenilen serbestlikte ve senkronlu çalışabilirler.
Film çekimlerinde senkron için genellikle ses ve görüntü kaydına başlamadan önce
senkron tahtası kullanılır.
Senkron tahtasının sesi ve görüntüsü her çekim öncesinde, kamera ile ses kayıt
cihazına hem görsel hem de işitsel olarak kaydedilir. Ancak bu yöntem zaman kodlu ve
sayısal ses kaydının çıkmasıyla artık kullanılmamaktadır; senkron tahtası üzerinde zaman
kodlu rakamlar (digitler) ve yapım bilgileri yer almaktadır ve senkron sesine gerek
duyulmamaktadır.
Yayın amaçlı mikserler, yapımda kullanılan mikserler kadar ayrıntılı olmayabilir.
Mikserlerin temel görevi, farklı elektronik cihazlardan gelen ses sinyallerini üst üste
bindirmek gerektiğinde bu seslerin üzerinde istenilen değişimleri yapmaktır.
Mikserlerin temel işlevleri şöyledir:
. Seslerin seviyelerini yükselterek veya düşürerek ayarlamak
. Sesleri birleştirmek
. Seslerin frekanslarını dengelemek
. Sese herhangi bir özel efekti eklemek
. İşitsel çerçeve içerisine sesleri yerleştirmek
. İşitsel perspektifi kurmak ya da yapay bir akustik uzay yaratmak
. Miks yapılacak medyanın frekans ve dinamik alanları içerisindeki tüm işitsel
bilgileri korumak
Mikser girişlerinde empadans uyumsuzlukları yaşanmaktadır. Mikser girişlerine teyp,
CD player gibi aygıtlar bağlanabilir. Değişik marka ve yapılardaki cihazların farklı
empedanslarının oluşu uyum sorununu beraberinde getirir. (Empedans: Elektronik bir
değerdir. Cihazların daha verimli çalışabilmesi için, devrelerinin birbirleri ile bağlantılarının
elektronik bakımdan uyumlu olması gerekir.
Mikserler genelde iki grupta toplanabilir,
. yayın amaçlı (broodcast mixer)
. yapım amaçlı (post-production mixer)
Ancak bu ayrımın dışında da dış çekim mikserleri, müzik kayıt mikserleri, DJ
mikserleri vb. bulunmaktadır.
Mikserler ister basit, isterse de kompleks olsun aynı teorik ilkelerle çalışırlar.
Genelde mikserlerin üç temel sistemi vardır.
1. Giriş (input)
2. Çıkış (output)
3. Dinleme (monitör)
1.2.1. Giriş Bölümü
Profesyonel ses mikserlerinde mikrofon (mic) ve cihaz (line) olarak farklı seviyelerde
iki giriş bulunur. Mikrofondan gelen sesin seviyesi cihaz çıkışlarından gelen (line) sesin
seviyesinden daha düşüktür. Bu zayıf sinyallerin yükseltilmesi için, mikserdeki ilk birim ön
yükselteçtir (pre-amp). Ön-yükselteç devresindeki ayarlı direnç olarak tanımlanan bir
“patansiyometre”nin (pot) yardımıyla seslerin seviyeleri ayarlanır.
“Pot”un temel işlevi ses seviyesini yükseltmek ya da indirmektir.
Resim 1.11: Pot ve Fader’in sembolik görüntüsü
Giriş bölümünde ayrıca “fader” da bulunmaktadır. Pot bir eksen etrafında dönerek önyükselteç
devresinin girişinde, fader ise bir düzlem üzerinde aşağı-yukarı kayarak, hareket
ederek ön yükselteçten gelen sinyalin seviyesini kontrol etmek için giriş bölümünün
çıkışında bulunur.
Mikser girişinde, mikrofonların dışında, profesyonel ses cihazlarından gelen ses
girişlerinde –line- bulunur. “Line” seviyeli ses cihazlarının çıkış ve giriş seviyeleri “sıfır
seviyesi” olarak tanımlanan bir standarda sahiptir.
“Line” seviyeli ses cihazlarından gelen ses sinyallerinin seviyeleri mikrofonlardan
daha yüksek olması nedeniyle mikser girişinde ayrı ön-yükselteçlerde toplanır.
Giriş bölümünde ses sinyalinin frekansını ayarlamaya bas, orta ve tiz olmak üzere
yarayan “equalizer (EA)”, genellikle ses efekt vermede kullanılan yardımcı çıkış (send ya da
Aux), işitsel çerçeve içerisine sesleri yerleştirmeye yardımcı olan “PAN” (sesleri sağ, orta ya
da sol kanalda toplamaya yarar), kanalın sesini çıkışa gönderen “mix” ve kanalın sesini bir
gruba göndermeye yarayan “grup” anahtarları bulunmaktadır.
Resim 1.12: Mikserin blok şeması
Çıkış hattı üzerindeki sesler elektriksel olarak birleştirilir. Değişik ses kaynaklarından
gelen ses giriş bölümünde işlendikten sonra tek ya da iki ayrı çıkışta (stereo) toplanması için
iletilirken, seviyelerinde kayıplar olur. Kanallardan gelen seslerin toplandığı hat üzerinde bir
yükselticiye ve toplam seviyenin kontrolünü sağlamak için bir “fader”a gereksinim duyulur.
“Master fader” olarak adlandırılan bu fader toplam seviyenin ayarlanmasına yardımcı olur.
Toplam sinyal seviyesinin “monitör” bölümünde yalnızca dinlenmesi yeterli değildir.
Bu sinyaller standart seviyenin üzerinde ise kanal çıkışında bozulmalara (distorsiyon) neden
olur. Sinyaller zayıf olduğunda da gürültüye yol açar. Çıkıştaki sesi dinleyerek güçlü ya da
zayıf olduğuna karar verilemez. Bu nedenle mikser çıkışındaki ses yoğunluğunu elektriksel
değerini ölçebilen VU-Meter (Volume Unit Meter) ya da PPM (Peak Program Meter) gibi
aletler, ana fader’ın çıkışına bağlanır. Böylece toplam ses sinyali seviyesi ölçülür.
Resim 1.13 ve 1.14: VU Meter’lar
VU-Meter (Volume Unit Meter) : Yalnızca ses seviye ölçümlerinde kullanılır.
PPM (Peak Program Meter): Ses yoğunluğunu ya da seviyesini ölçmede kullanılan
diğer bir araç da PPM’dir. PPM ses seviyesinin ortalama değeri yerine sinyalin en uç ya da
tepe değerlerini (peak) gösterir.
Miksere gelen ve mikserden çıkan seslerin işitildiği kısma, dinleme (monitör) bölümü
denir. Ana fader üzerinden bir çıkış alıp, bunu da hoparlöre bağlamak yanlıştır. Çünkü ana
çıkış (main mix) kayıt ya da yayına giderken seviyesine dokunmaksızın, stüdyo içi ya da
kontrol odasında seslerin istenilen seviyede dinlenilmesi sağlanmalıdır. Bu sorunu gidermek
için, ana fader çıkışı öncesinden alınan ses sinyalleri ayrı bir yükselteç ve “pot” a ve oradan
da hoparlörlere dağıtılır. Bu dağıtma işlemi çok basit ya da ayrıntılı olarak düzenlenebilir.
Resim 1.16: Dinleme bölümünün blok şema olarak gösterilmesi
Ancak mikrofon ve hoparlörlerin birbirini görmemesine dikkat edilmelidir. Mikrofon
ve hoparlörün ses alma ve sesi yayma alanları çakıştığında geri besleme (feedback) sinyaline
neden olurlar. Bunu önlemek için, dinleme devresine giden sesleri kesen bir anahtar (mute)
ya da bir kulaklık kullanılır.
Programlanabilir Mikserler: Programlanabilir mikserlerin diğer örneksel (analog)
yayın ya da yapım amaçlı mikserlerden farkı, kanallar üzerinde yapılan tüm ayarları ve
mikslenen sahneleri belleğe depolaması ve bilgisayar ya da MIDI kontrol ile otomatik olarak
bunları çağırabilmesidir. Kanallar üzerindeki tüm parametreler ve miskli sahneler bir
bilgisayara ya da MIDI veri dosyacısına (data filer) kaydedilir ve çağrılabilir.
Programlanabilir mikserlerin dışında, tüm miks işlemlerini, kaydı ve kurguyu
yapabilen bilgisayar yazılımları kullanılmaya başlanmıştır. Tamamen sayısal formatta miks
yapabilen bu yazılımlar, sayısal mikserler, ses iş istasyonları televizyon ve film
uygulamalarında hızla yerini almaya başlamıştır. Tek sorun format seçiminde
yaşanmaktadır; ancak, bu sorun da yakın gelecekte aşılacaktır.
Televizyon yapımının bir parçasını oluşturabilmek için ses dalgalarının, elektronik
sinyallere dönüştürülmesi gerekir. Sesin elektrik enerjisine çevrilmesini sağlayan araç ise
mikrofondur. Ses kaynağından çıkan titreşimler hava yolu ile mikrofonun içindeki diyaframa
gelir. Diyaframdaki tel aracılığı ile elektriksel işarete dönüşür.
Bütün mikrofonlar aynı işlevleri görseler de televizyon, film ya da yayın gibi
yapımlarda değişik estetik ihtiyaçları karşılamak için özel olarak üretilirler.
TV yapımlarında çeşitli mikrofonlar kullanılır. Mikrofon dış çekimler için
kullanılacaksa, rüzgâra karşı dayanıklı olmalıdır. Televizyonda mikrofon görüntü
çerçevesinde yer alacaksa iyi görünümlü olmalıdır. Uzaktan ses alımı söz konusu ise
mikrofon ses kaynağını diğer seslerden izole edebilmelidir.
Mikrofon seçerken;
1. Yapısı nedir?
2. Yönel özelliği nasıldır?
3. Sesi nasıldır?
4. Televizyon için görüntüsü nasıldır?
Bu sorular cevaplandığında mikrofonun yapısal ve yönel özellikleri bilinir. Markası ve
modeli ne olursa olsun doğru seçim yapılabilir.
Zürafa (Boom) mikrofon denildiğinde, basit bir çubuğun ucuna bağlı mikrofondan,
giderek özel olarak stüdyolar için yapılmış sabit ya da uzayıp kısalabilen bir kolla hareket
imkânı kazanmış mikrofonlara kadar hepsi akla gelir.
Mikrofonlar bir çubuğun uçuna asılı olarak da kullanılabilir. Mikrofonun ucuna asılı
olduğu çubuğu ve mikrofonu sağa, sola, aşağı yukarı, ileri ve geri hareket ettirme olanağı
sağlayan bu araca mikrofon kolu (boom) adı verilir.
Ses kaynağına yaklaşılmadan, sesin etkili bir biçimde alınmasına imkân vermesi,
sinema ve TV çekimlerinde sıklıkla kullanılmasına neden olmuştur.
1. Olta Boom: Elde tutularak yönlendirilen bir çubuğun ucuna bağlıdır. Genellikle
dış çekimlerde kullanılır.
2. Zürafa (Giraffe Boom): Üçayak üzerine oturtulur. Stüdyo içinde hareket
ettirilebilirse de üç ayak sabitken boom kolunun uzatılıp kısaltılması imkânı
yoktur.
3. Boom Arabaları: Çok gelişmiş, zengin hareket imkânı sağlayan oldukça pahalı
araçlardır. Stüdyo içinde yaygın kullanılırlar.
Beş metre kadar uzayan kolu boom arabası üzerinde oturan görevli tarafından
kullanılır. Ancak, boom arabalarını kullanabilmek için geniş bir alana ihtiyaç duyulur. Bu
geniş alanda mikrofonla her türlü hareketi izleme imkânı sağlanmış olur.
Elbiseye ya da boyuna mandallanabilen yaka mikrofonu oldukça kullanışlıdır.
Kullanıcıya hareket özgürlüğü sağlaması, ışık açısından da gölge sorunu çıkarmaması nedeni
ile tercih edilen bir türdür. Genellikle çok yönlü olarak imal edilirler. Kullanış açısından
avantaj sağlarken, giysilere sürtünmesinden kaynaklanacak hışırtılar ya da konuşmacının
başka bir yöne bakarak konuşması ses (tek yönlü olmasından) kalitesinde dezavantajlar
doğurur.
Kontrollü akustik ortamlarda kullanılmak için tasarlanan yaka mikrofonlarının iki
özelliği belirgindir.
1. Çok yönlü olması
2. Mikrofon içerisinde yüksek frekansları destekleyici bir devrenin bulunması.
Kamera ile ses kaynağı arasındaki mesafe çok uzak olduğunda ya da shotgun
(yönetmenler tarafından belirli bir mesafeden mikrofonların ses alma yeteneklerine göre
düzenlemesidir. Çiçeklerin arasına, vazoya, lambalara, elbiselere vb. gizlenebilen mikrofon)
mikrofonların ses almalarının yetersiz olduğu yerlerde, oyuncu, sunucu ya da konuşmacıların
hareketli durumlarda, mikrofon verici ve mikrofon alıcı sistemlerinden yararlanılır.
Telsiz mikrofon sistemlerinde yaygın olarak yaka mikrofonları ve elle tutulan
mikrofonlar kullanılır. Elle tutulan telsiz mikrofonlarda, verici ile mikrofon birleşik ve
batarya da mikrofonun içerisindedir. Yaka mikrofonlarında ise verici ayrıdır.
Bir sunucunun, konuşmacının ya da solistin mikrofonu elle tutarak, yalnızca kendi
sesini ya da kendi sesiyle birlikte karşısındaki kişinin sesini almak için yönlendirdiği
mikrofon çeşididir.
Bu mikrofonların elle tutulmasından dolayı gürültüleri ya da sunucunun ağzına
mikrofonu çok yaklaştırmasından kaynaklanan ses patlamalarını ses çıkışına yansıtır.
1.3.4.1. Boom Mikrofonlar
Boom mikrofonlar genellikle çerçeve sınırının dışında oyuncuların üstünde hareketsiz
tutulur, ucundaki yönlü mikrofon konuşan kişiye doğru yönlendirilir.
Drama provalarında boom hareketlerini denerken yanlız ses kalitesine değil,
mikrofonun çerçeveye girip girmediğine bakılır. Aydınlatma açısından da görüntü alanına
gölge düşürüp düşürmediğine bakılmalıdır.
Sabit veya saklı mikrofonlar hareketli değildir, bir yerlere tutturulur veya gizlenirler.
Boom, mikrofondan çok uzakta olan bir oyuncunun sesini toplamak için kullanılabilir.
Kameranın görüntü çerçevesinden gizlenmiş olmaları gerekir. Kapıların üstüne, yatakların
başucuna, tabloların arkasına, iskemlelerin altına, bir çiçek saksısının içine gizlenebilirler.
Bu küçük, hafif, tek yönlü mikrofon bir oyuncunun giysisine iliştirilebilir veya
vücuduna bantla yapıştırılabilir. Oyuncu hareket ettikçe kumaş hışırtısı duymamak için
dikkatle yerleştirilmeli ve hareket veya ter yüzünden yerinden çıkıp çıkmadığı sık sık kontrol
edilmelidir.
Oyuncu çekim sırasında yerini değiştirmiyorsa Lavaliere mikrofonlar çok
kullanışlıdır. Ama oyuncunun yürümesi gerekiyorsa, peşi sıra mikrofon sürüklemesi rahatsız
edici olur. Böyle durumlarda telsiz mikrofon kullanılır. Belgesel çekimlerinde daha çok
Lavaliere mikrofonlar röportajda tercih edilir.
Dramalarda, değişik mikrofonların yerleştirilmesi ve kullanımı her sahnenin kendine
özgü değişkenlerinden etkilenir. Bu nedenle önce sahne incelenmelidir.
Bir oyuncu planda ne kadar hareket ediyor? Odayı arşınlayan biriyle, yerinde oturan
bir oyuncu için farklı mikrofon kullanmak gerekir.
Kamera; sahnedeki hareketten ne kadar uzakta? Mikrofonlar, oyunculara ne kadar
yaklaştırılabilir?
Yönlü bir mikrofon gerçekçi sonuç vermiyorsa genel planın içinde saklı sabit
mikrofonlar kullanmak gerekir.
Yüksek ses yoğunlukları ya da seviyeleri, mikrofon çıkışında görülen ses
bozulmasının yalnızca bir nedenidir. Bir konuşmadaki ani bağırmalar ya da bir solistin
mikrofona çok yakın ve yüksek sesle şarkı söylemesi ya da dış çekimlerde kuvvetli esen
rüzgâr… gibi nedenlerden oluşan ses patlamaları hem mikrofonların diyaframlarına zarar
verebilir hem de ses çıkışında bozulmalara yol açabilir. Bu ses patlamaları, ses seviye
indirgeyicileri –pad- tarafından da önlenemeyebilir. Bu sorunu çözmek için mikrofon
içerisine yerleştirilen “pop filter” ya da mikrofonun dışına geçirilen “rüzgârlıklar”
kullanılabilir.
“Pop filter” en çok dinamik mikrofonlarda kullanılır.
Kondansatör ya da şerit mikrofonların içerisine bir “pop filter” yerleştirilerek, tüm
frekansların bu filtreden dolayı etkilenmeksizin alınabilmesi zordur. Bu nedenle maliyetleri
yükselttiği ve frekans alanını sınırladığı için belirli modeldeki mikrofonlarda
kullanılmaktadır.
Profesyonel mikrofonlar düşük empedanslı, iki canlı uç ve bir şase (topraklama)
olmak üzere bir kablo ile “XLR” ya da “Canon” olarak adlandırılan fişlere takılarak, bir
yükseltece, kayıt cihazına ya da miksere bağlanabilir. Bu bağlantılarda bazı dikkat edilmesi
gerekli kurallar vardır.
Mikrofon kablolarını XLR fişlere bağlarken, 1 nolu şase, 2 ve 3 nolu ses uçları
karşılıklı olarak birbirlerine bağlanmalı; örneğin fişin bir uçu 2 nolu uca bağlanırken diğeri 3
nolu uca bağlanmamalıdır.
Profesyonel mikrofonların ya da ses sistemlerinin giriş ve çıkışları dengelidir
(balanced). Yarı profesyonel ya da amatör ses sistemleri ise dengesiz (unbalanced) giriş ve
çıkışlarla çalışmaktadır. Dengeli sistemin bazı üstünlükleri vardır:
1. “Hum” olarak adlandırılan elektriksel gürültüleri (elektriksel uğultular) önler.
2. Kabloya bitişik elektrik kablolarından gelebilecek gürültülere kapalıdır.
3. Giriş ve çıkış empedansların uygunluğu (600 ohm) nedeniyle maksimum enerji
transferi sağlar.
Dengeli giriş ve çıkışlar transformatörlerden oluşmaktadır. Bu transformatör
empedanslarının düşük olması ve buna bağlı kabloların iyi topraklanmasıyla sistem
gürültülere kapalıdır. Dengeli ve düşük empedanslı mikrofonlar yaklaşık 150 metre
uzunluktaki kablolarla çalışabilmektedir. Dengesiz hatta sahip mikrofonlar ise, 4,5 metreyi
aşmayan kablolarla bağlanabilirler.
UYGULAMA FAALİYETİ
İşlem Basamakları Öneriler
. Aktüel bir çekim belirleyiniz.
. Mikserinizin ayarlarını ve bağlantılarını
kontrol ediniz.
. Uygun mikrofonları bağlayınız.
. Vu metreyi kontrol ediniz.
. Diğer çekim hazırlıklarını yapınız.
. Hangi sesleri kaydedeceğinizi
düşününüz.
. Kullandığınız mikrofonların
özelliklerini biliniz.
. Kayıt sırasında sesleri kontrol ediniz.
Uygun ortam sağlandığında dış mekânlarda tekniğine uygun olarak ses kaydı
yapabileceksiniz.
Bu faaliyet öncesinde yapmanız gereken öncelikli araştırmalar şunlar olmalıdır:
. Evinizde, okulunuzda, bahçede, lokantada duyduğunuz sesler nelerdir?
Araştırınız. Bu sesleri not ederek arkadaşlarınızın yazdıkları seslerle
karşılaştırınız.
. TV programlarını izlerken mikrofonların görünüp görünmediklerine dikkat
ediniz. Hangi programlarda görünüyor? Not ediniz.
. Drama programlarında, spor programlarında, müzik programlarında mikrofon
nerelere yerleştirilmiştir? Araştırınız.
2.1. Kayıt Mekânının İncelenmesi
Aktüel çekimlerde yapım ister belgesel, ister drama, ister müzik, isterse spor programı
olsun mutlaka mekân ses açısından da incelenmelidir. Çünkü ses sorunu olmayan tek mekân,
ses yalıtımlı çekim stüdyosudur.
Aktüel çekimde, ses teknisyeni mekânın genişliğini, mekânın akustiğini kontrol
etmelidir. Ayrıca çekim gününün saatleri ile o saatlerde olacak trafiği, etrafta çalışan
elektronik aletlerin gürültüsünü bile düşünmelidir.
2.2. Stüdyo Dışı Yapımlarda Ses Alımı
Televizyon için dış çekimlerde konuşmacı ya da sunucular rüzgârın yaratacağı ses
patlamalarını önleyici kılıf ve dinamik yapıdaki “el mikrofonu” kullanırlar. Konuşmacının
sesini bastırmadan çevre seslerini almak için, çok yönlü dinamik mikrofonlar da
kullanılabilir. Mikrofon konuşmacıya yaklaştırılarak ya da uzaklaştırılarak arka plan ve
konuşmacının sesinin dengesi kontrol edilebilir.
Stüdyo dışı haber program çekimlerinde mikrofonun uzunca süre görüntüde kalması
gözü rahatsız eder. Kısa konuşmalarda ve röportajlarda el mikrofonu sorun yaratmaz, ancak
uzun konuşmalar için yaka mikrofonu daha uygun olur.
Gürültülü çevrelerde, çok yönlü bir mikrofon kullanılması oyuncunun sesinin nitelikli
olarak alınmasına izin vermeyebilir. Bu durumda tek yönlü mikrofonların dış çekim
şartlarına uygun rüzgârlık, olta gibi aksesuarları kullanılmalıdır. Ancak, bu mikrofonlar
konuşmacının ağzına uygun açıda ve görüntüyü rahatsız etmeyecek şekilde yerleştirilmelidir.
Dış çekimlerde ses almanın bir başka yolu, iki ayrı mikrofon kullanımıdır. Konuşmacı
ağzına bir mikrofonu yaklaştırarak çevre seslerini en aza indirger ve diğer mikrofon ise,
çevre seslerini almada kullanılır. Bu mikrofonlardan alınan sesler ayrı ayrı kaydedilerek
portatif mikserde istenilen seviyede birleştirilir. Bu yöntem drama çekimleri için uygunken,
zaman kısıtlılığı yüzünden haber çekimlerinde uygun değildir.
Stüdyo dışında çekilen eğlence, drama, spor ve reklâm gibi programlarda daha çok
olta boom ve telsiz yaka mikrofonları kullanılır. Özellikle dramalarda oyuncuların üzerine
yerleştirilen telsiz yaka mikrofonları kullanılır.
Hareketli dış drama çekimlerinde farklı mikrofon tekniklerinin kullanımı, yapıma
esneklik katabilir. Ancak bu yöntem aynı kanallara kayıt gerektirir; sesleri birleştirme ve
kurgulamadaki ses kontrolü buna değer niteliktedir. Örneğin bir dış çekimde; parkta
yürümekte olan bir çiftin çekim açısı genişten yakına doğru değişiyorsa çiftin konuşmalarını
alacak iki telsiz yaka mikrofonu ve çevre seslerini almak için de PZM mikrofon
kullanılabilir. (PZM: Pressure Zone Microphones) PZM, sesleri yansıtıcı bir yüzeye
yerleştirilmiş minyatür bir kondansatör mikrofondur.
Olta boom, yaka mikrofonu ve PZM mikrofonlar değişik çekim ölçeklerinde
kullanıldıklarında mikrofonların ses kaynağı ile olan uzaklıkları, yapıları ve yönel özellikleri
farklı olduğundan ve bu çekimler ardışık olarak kurguda birleşeceğinden, arka plan sesleri ya
da sahneyi çevreleyen sesler farklı seviyelerde ve farklı tonal özelliklerde olabilir. Bu
nedenle, değişik çekim ölçekli sahnelerin arka plan sesleri ayrı mikrofonlarla
kaydedildiğinde, bu sesler diyaloglarla daha kolay ve esnek birleştirilebilir.
Televizyon ya da filmde dramatik sahne çekilirken, mikrofonlar kameranın görüş
alanının dışında olmalıdır. Sahne ya da öykü mekânı dışındaki ses ve gürültüler alınmadan
oyuncuların sesleri belirli bir uzaklıktan alınmalıdır. Bu nedenle, supercardioid ya da
hypercardioid mikrofonlar, genellikle stüdyo dışında “el ya da olta boom” olarak kullanılır.
Stüdyo içinde ise “tekerlekli ya da sabit üç ayak boom” olarak adlandırılan, gövdesini,
kollarını ve mikrofonu belirli bir eksen etrafında hareket ettirebilen aletlere takılabilir.
Drama yapımlarında en iyi ses alma yöntemlerinden birisidir.
Drama yapımlarında kameraların oyuncuların ve boom mikrofonun hareketlerini
belirleyen bir düzenleme yapıldığında, ses alma kararları çekim öncesi sahne planlamasıyla
yapılır.
Sahne planı kameraların, oyuncuların ve mikrofonların konum ve hareketlerini
belirleyen bir düzenlemedir.
Oyuncuların hareketlerinde fiziksel bir sınırlılık varsa ve set küçük ise olta boom
mikrofonlar kullanılabilir. Eğer set içerisindeki hareket geniş bir alana yayılmışsa iki tane
boom asılan boom ya da gizlenebilen mikrofonlar kullanılır.
Dramalarda kullanılan bir başka mikrofon tekniği ise asılan mikrofondur. Kapı önünde
konuşan iki kişinin seslerini asılan mikrofonla almak daha kolaydır. Çünkü kapının
çerçevesinden dolayı boom mikrofonun sesleri alması zordur.
Spor programı denildiğinde futbol, basketbol, boks… gibi canlı yayınlanan yapımlar
akla gelir. Spor yayınlarında,
1. Sunucunun sesi
2. Kalabalığın sesi
3. Oyundaki aksiyonun sesi olarak üç işitsel öge vardır.
Spor yayınlarında sunucunun sesi kalabalığın ve aksiyonun sesinden önde ve anlaşılır
olması gerekir. Bunu da yalnızca kulaklıklı mikrofon sağlar. Çünkü mikrofon sunucunun
ağzına konumlandırılması gerekir. Mikrofonun dinamik yapıda olması ve “pop filter”,
içermesi yüksek konuşma seviyesine karşı dayanıklı olmasını sağlar; yine de sınırlayıcı
(limiter) ya da sıkıştırıcı (compressor) devrelere gereksinim duyarlar.
Tek yönlü mikrofonun ses alma modeli sunucunun çevresinden gelen ya da sızan
seslere kapalı olmasını sağlar ve çok yönlü ses alma modeli de sunucunun sesine daha fazla
arka plan sesi ekler. Kulaklığa her iki hoparlöründen ayrı bilgi taşınır. Birisinde yönetmenin
komutları, diğerinde ise programın sesi taşınır. Sunucunun önündeki alan, kâğıtlar, tv
monitörü ya da diğer gereksinimler için boş bırakılır.
Seyircilerin sesleri spor olayının ya da oyunun heyecanını iletmede temel bir
özelliktir. Alkışlar, coşkulu söylenen şarkılar, oyundaki aksiyona göre tepkiler ve genel
gürültüler spora çoşku ve heyecan açısından önemli bir güç katar ve evdeki izleyiciler de bu
sesleri algıladıklarında olayın bir parçası haline gelirler. Seyircilerin tepkisini almada
kullanılacak en iyi mikrofon, çok yönlü ses alma modeline sahip “pop filter” ya da daha
güvenli olması için rüzgârlıkla kullanılan dinamik (moveng-coil-hareketli bobin) yapıda
mikrofondur. Bu mikrofon her türlü hava şartlarında çalışır. Çok yönlü modelin tercih
edilmesinin nedeni seyircinin tüm seslerini kapsamasıdır. Bir ses kaynağı olarak kalabalık
bir seyircinin seslerini almak için en uygun mikrofon yerleştirimi doğrudan alınan sesin
niteliğini etkiler. Basketbol ya da futbol gibi spor karşılaşmalarında, seyircilerin tepkisini
almak için kullanılan mikrofon, genellikle merkezi yerleşiminden dolayı basın locasının
dışına asılır; buraya ulaşmanın kolay olması ve en iyi ses toplama noktası olması açısından
tercih edilir. Eğer bir mikrofon yeterli gelmiyorsa, daha fazla mikrofon da kullanılabilir. Bir
kalabalığın sesini almada önemli olan, seslerin toplandığı yere mikrofonu yerleştirmektir.
Oyunun ya da aksiyon sesinin kendisi spor olayını etkiler; oyuncuların birbirlerine
bağırmaları, topun sesi, hakemin düdüğü gibi… Bu sesleri almak için seyircilere ayrı
mikrofonlar kullanılır. Bu mikrofonlar aksiyona doğru yönlendirilerek oyuna bağlı olarak
değişik şekillerde yerleştirilir. Canlı futbol yayınlarında devre arası ya da maçın sonunda
futbolcular ya da antrenörlerle röportaj yapılmaktadır; bu nedenle telsiz el mikrofonları ve
hatta sunucuya takılan telsiz yaka mikrofonu kullanılabilir.
Saha içi olarak tanımlanan oyundaki sesleri almada genellikle shotgun mikrofonlar
kullanılır; eğer, parabolik mikrofon var ise, uzaktan ses alma özelliği shotgundan daha iyi
olduğu için tercih edilebilir. Kamera üzerindeki mini shotgunlar da saha içi aksiyonu almaya
yardımcı olabilir.
Sunucunun ses, seyircilerin tepkileri ve oyun içerisindeki sesler mikser üzerinde
birleştirilir. Bu birleştirmede anlatım sırasında, sunucunun sesinin diğer sesler tarafından
bastırılmamasına dikkat edilmelidir.
Müzik, radyo, televizyon ve film yapımlarının en önemli ögesidir. Bu yapımlarda
müzik yalnızca dinleti amacıyla ya da çeşitli sahnelerin arasında (fon müziği) kullanılabilir.
Müziğin alımında kullanılan mikrofon tekniği açısından üç etkenin bilinmesi gereklidir.
1. Müzisyenlerin görüntü içinde ya da dışında olmaları,
2. Müzik alımının yapıldığı akustik ortam ya da koşullar
3. Müziğin türü
Eğer müzisyenler yapımda yer alacaklarsa öncelikle görsel bütünlük içerisinde
yerleştirilmelidir. Müzik aletlerine yerleştirilen mikrofonlar görüntünün bir parçası olmalıdır.
Müzik aletlerinin sesini almak için yerleştirilen mikrofonlar, müzik aletinin ürettiği ses
yoğunluğu ve frekansına bağlı olarak sezilmeli ve sesin üretildiği yöne uygun
yerleştirilmelidir. Örneğin, vurmalı müzik aletleri için dinamik, üflemeliler için de
kondansatör yapıdaki mikrofonlar uygundur.
Müzik alımının yapıldığı akustik ortam mikrofon seçimini ve yerleştirimini etkiler.
Sesleri çok yansıtan bir ortam ile yansımanın hiç olmadığı ortam müziksel niteliği bozabilir.
Bu sorunu gidermek için, portatif ses emici ya da yansıtıcı paneller müziğin istenilen
zenginlikte alınabilmesini sağlayabilir.
Müziğin türü de kullanılan mikrofon tekniğini etkiler. Örneğin klasik müzik
dinleyicileri orkestra sesinin mikrofonlarla alınarak hoparlörler aracılığıyla yayınlandığı
salonlar yerine, doğal akustiğe sahip konser salonlarına alışıktırlar. Orkestrayı mikrofonlarla
örtülü görmeyi yadırgarlar. Bu tür müziğin alımında, asılan ve gizlenebilen mikrofon tekniği
daha uygun olabilir.
Bir konser çekiminde ses, opera türü müziği dinleyicilere, sahne içerisindeki
müzisyenlere, yayına ya da kayda ulaştırmalıdır. Mikrofon çıkışları genellikle çok kanallı bir
ses kayıt cihazına gönderilir. Bu sistemler ya konser salonundaki bir kontrol odasına ya da
canlı yayın arabası içerisine yerleştirilir. Burada iki ayrı çıkışı barındıran mikrofon ayırıcı
(micsplitter) ya da mikser çıkışları yayın ve kayıt için kullanılabilir. Özellikle pop müzik
konserlerinde dinleyiciler, sahne ve yayın için üç ayrı ses çıkışı gereklidir. Her müzik aletine
bir mikrofon ve bazı müzik aletlerine ise iki ya da daha fazla mikrofon yerleştirildiğinde, tek
bir mikserden bu üç yerin beslenmesinde sorun çıkabilir. Bu nedenle sahne ve yayın için ayrı
mikserler kullanmak daha uygundur.
Canlı olarak yayınlanan pop müzik konserlerinde mikrofondan gelen sesleri hem
sahne içi miksere hem de yayın mikserine ayırarak gönderen “splitter boxes”lar yaygın
olarak kullanılırlar. Aynı zamanda çok kanallı kayıt gerektiğinde kayıt cihazına mikrofondan
gelen ses bu ayırıcıdan göndermek de mümkündür. Sahne ile kayıttaki ses birbirinden
farklıdır. Sahne mikserinin monitör çıkışları sahne üzerindeki hoparlörleri besleyerek,
müzisyenlerin kendi ürettikleri müziği duymasını sağlar. Ancak, sahnedeki mikrofonların
birlikte çalışması, geri besleme (feedback) olarak adlandırılan istenilmeyen yüksek perdeli
sesin oluşma tehlikesini yaratır. Bunu önlemek için dar açılı tek yönlü mikrofonlar ses
sınırlayıcılar (limiter) ya da frekans düzenlemesi yapan “equlaizer” kullanılabilir.
Doğal seslerin engellenmesi mümkün değildir. Ancak ses kaydı tekniğine ve
mikrofonun özelliğine göre kontrol edilebilir. Örneğin rüzgâr, gök gürültüsü, elektrik
tellerinin uğultusu engellenemez. Ya mikrofon ona göre seçilecek ya da ses bittikten sonra
çekim yapılacaktır.
Ses kanalındaki varlıklarını en aza indirebilmek için ses teknisyeni mikrofonlarını
rahatsız edici ses kaynaklarının uzağına yerleştirmek durumunda kalabilir. Bunlar genellikle
buzdolabı, havalandırma cihazları, floresan lambalar, pencerelerden gelen trafik gürültüsü ve
mekândaki doğal ses yansımalarıdır.
“Yaşayan” mekânlardaki istenmeyen sesleri engellemek için ses battaniyeleri
kullanılabilir. Zeminden, tavandan, duvarlardan ve camlardan yansıyan sesler bunlarla
kontrol altına alınabilir. Bu battaniyeler ağırdır; genellikle bir yanları beyaz, öbür yanları
koyu gri veya siyahtır. Asmak için kenarlarında kulpları vardır. Bantla duvarlara
yapıştırılabilir, lamba ayaklarına ve camlara asılabilir. Buzdolabı ve havalandırma
cihazlarının etrafına sarılabilir.
Ayrıca film çekimlerinde 16 mm kameralar çalışırken ses çıkarırlar. Özellikle dar bir
mekânda çekim yaparken ses daha çok belirginleşir. Kamera sesini önlemek için kameraya
bir ses kesme kılıfı (blimp) örtülür. Böylece kasetten veya gövdeden kaçan ses önlenebilir.
Blimp (ses kesme kılıfı) kamera için özel tasarlanmış muflonlu bir cekettir. Ancak blimp
olmadan da ceket, gocuk, bir tabaka köpük, şarj torbası gibi şeylerle kamerayı örterek
kamera sesi kesilebilir.
Kamera sesinden kurtulmanın bir yolu da çekim sırasında kamerayla mikrofonu
birbirinden olabildiğince uzak tutmaktır. Hafif bir kamera gürültüsü, yapım sonrasında ses
kanalına kaçınılmaz olarak eklenecek, öbür seslerin veya müziğin altında kalarak fark
edilmeyebilir.
Dış çekimlerde mikrofonun rüzgâr sesinden etkilenmemesi için blimp tipi bir rüzgârlık
kullanmak gerekir. İç çekimlerde bile daima köpükten bir rüzgârlık kullanmak gerektir.
Çünkü bazı mikrofonlar en ufak bir hava akımına bile duyarlıdır.
Ses ekibinin ilk görevi, setteki konuşmaların ya da ortamdaki seslerin o anda
çevredeki diğer seslerle örtülmemiş halde kaydetmektir.
Ses ekibi dinlendiğinde net ve aslına sadık bir şekilde düzgün seviyeli ses kaydetmeye
çabalar.
Eğer kayıt bir drama çekiminin kaydı ise, diyalogları temiz kaydetme olanağı yoksa
ses ekibi bunları kirli, yani uçakların, otomobillerin veya sahile vuran dalgaların gürültüsüyle
kaydeder. Filmde kullanılmasa da bu sesler montaj ve dublaj sırasında kılavuz olarak işe
yarar.
Örneğin kalabalık bir restoranda çekilen sahnede önemli olan diyaloglar temiz
kaydedilmelidir. Bunun için önce esas replikleri olan oyuncular dışında kimse
konuşturulmaz. Kalabalıktaki diğer oyuncular dudaklarını kıpırdatırlar. Çatal, bıçak kullanır
gibi yaparlar ama asla ses çıkarmamalıdırlar. Repliklerin kaydı bittiğinde ortam sesleri de
ayrı kaydedilir. (Ortamdaki diğer konuşmalar). Replik ve diğer sesler montajda yönetmenin
istediği şekilde mikslenir. Eğer ortamda bir de müzik sesi varsa o da ayrı kaydedilerek
montajda mikslenir.
Oyuncuların replikleri kaydedilirken birbiri üstüne bindirilmemesine dikkat
edilmelidir. İki kişinin sesleri birbiri üstüne binmiş olarak kaydedildiyse, bunlar ayrı ayrı
kontrol edilemez. Diyaloglar, montaj odasında kontrol edilebilecek şekilde kaydedilmelidir.
Tek kişinin göründüğü planda görüntü dışında bir kişinin sözleri de duyulacaksa, bu oyuncu
görüntüdeki oyuncunun sözleri arasında bir anlık boşluk (es) bırakmaya dikkat edilmelidir.
Arada verilen bu boşluklarla (es) veya ayrı ayrı kaydedilen replikler montaj sırasında
gerekiyorsa üst üste bindirilir ama montajcı her iki sesi de tam olarak kontrol etme olanağına
sahip olur.
Yönetmen, dramatik nedenlerle seslerin üst üste binmesini istiyorsa, her ihtimale karşı
sesler bir kere de açığa alınmalıdır. Sahne genel planda çekiliyorsa, üst üste binmeler
dramatik bir etki yaratabilir.
2.5. Doğal Seslerin Kaydedilmesi
Ses denilince yalnızca diyaloglar (konuşmalar) akla gelmez, her tür’ü ses efekti de
gelir. Oyuncu ya da oyuncular yürüyorsa attıkları adımların sesi, bu yürüyüş sokakta
yapılıyorsa taşıtların sesi duyulmalıdır. Yani kalabalık bir sahnede kalabalığın gürültüsü bir
anlamda çevre sesleri de izleyiciye gelmelidir. TV’de ses efektlerinin kullanımıyla varılmak
istenen amaç, görüntüye yeni çevre boyutu eklenmesi ve onun böylece daha bir canlılık
kazanmasıdır.
Ortamdaki ses, mekânın yansıtılması açısından önemlidir. Ortam sesi olarak bir
sineğin uçuşu, damlayan su, rüzgâr sesi, trafik sesi, çatal bıçak sesi verilebilir. Ortam sesleri
iç mekân sesleri olabileceği gibi dış mekân sesleri de olur.
İzleyici hangi ortamı görüyor ise o ortama ait sesi duymak ister. Doğal seslerden
bazılarını duymaması onun gördüğü o yeri duygusal olarak kabul etmemesine yol açar.
Ancak yönetmen hangi sesin daha öne çıkacağını planlayıp ses operatörüne bildirmelidir.
Görüntüye verilen bir yeri seyirciye kabul ettirebilmek için o yerin ses efektlerinden
bazılarının seçilip kullanılması gerekir. Ses efektlerinin hepsi kullanıldığında, diyaloglar
kaçırılabilir. Bir spor karşılaşmasında ortam seslerinin olduğu gibi verilmesi sunucunun
sesini bastırır. Bu sesler amaca göre dengelenir.
Doğal seslerin (gürültülerin) kullanış yerleri bellidir. Bunlar olağanda hangi şartlar
altında ortaya çıkmışlarsa filmde de aynı şartlar altında meydana gelmiş olarak kullanılırlar.
Bir kapının kapanışından çıkan ses, tabiatıyla bu kapının kapanışını gösteren görüntüyle
verilir. Yine gürültü, kaynağı gösterilsin ya da gösterilmesin filmlerde bir “ses dekoru”
meydana getirmek, o yerin havasını yaratmakta kullanılır. Bir garın, bir limanın kendine
özgü çeşitli sesleri, o yerin havasını vermekte dekorlar kadar önemli bir rol oynar.
Bir sesçinin başlıca problemi filme uygun olan ve olmayan sesleri doğru şekilde kayıt
etmektir. Mekanik mikrofonlar, sesleri algılamamızı sağlayan insan kulağının yapısından çok
farklıdır. Bir mikrofon insanın üzerinde yoğunlaşmak istediği sesi diğerlerinden daha
dikkatli bir şekilde duyamaz; ortamdaki bütün sesleri kayıt eder.
Film prodüksiyonunda filmde duymak istenen gerekli ve uygun işitsel tınılara “ses”
duyulmak istenmeyenlere de “gürültü” denir. Oyuncuların diyalogları, onların çıkardığı ayak
sesleri ve kapanan kapılar “ses” kategorisine giren tınılardır. Kameranın çıkardığı mekanik
tıkırtı, sahne arkası personelinin çıkardığı sesler gürültüdür. Sesçinin görevi çekim boyunca
mekanik mikrofonun bir insan beyni gibi çalışmasını ve algılamasını sağlamak, gürültüleri
elimine etmektir. Bunu gerçekleştirmek için de birçok yöntem kullanılabilir.
Yapması gereken ilk iş doğrudan setteki sesleri kayıt sırasında yok edebilir. İkinci
olarak mikrofonu doğru yere yerleştirir. Üçüncü olarak yapması gereken ise kayıt esnasında
gürültüleri kayda girmeyecek kadar düşük seviyede kaydetmektir.
Film çekimlerinde uyulması gereken en önemli kurallardan biri çekim boyunca
ortamın sahne için gereken sesler dışında sessiz olmasıdır. Aksi takdirde gürültülerin
meydana geldiği her sahne yeniden çekilir. Bu da yapım masrafını arttırır.
Efektlerin kendi içinde ayrımları vardır. “Yer belirleyen efektler”, “senkron efektler”.
Örneğin bir gece kulübün içindeki kalabalıkların anlaşılmaz sesleri yer belirtir. Kuş sesleri
bir bahçeyi, vapur düdükleri denizi, klakson sesleri trafiği belirtir.
Kapı kapama, tokat atma, telefon çevirirken tuşların çıkardığı sesler veya yürürken
çıkan sesler gibi hareketle birlikte oluşan sesler senkron efektleri oluşturur.
2.5.2. Tanımlanabilen Efektler
Bu sesler öyle seslerdir ki, seyirci bu seslerin kaynaklarını ekranda görmese bile onları
tanımaktadır. Nal sesi, kapının açılışı-kapanışı, su düdüğü, hiddetli kalabalıkların sesi,
telefon numaralarının çevrilişi, birbirine çarpan bardak çanağın sesi, tren düdüğü, rüzgâr vb.
sesler, tanımlanabilen sesler grubuna girer ve bunlar kaynakları gösterilmese dahi filmde
kullanılabilir.
Kuşku veya merak yaratmak istenmiyorsa, izleyicinin kolayca tanımayacağı /
tanımlanamayan seslerin kullanımında ya ona ait görüntüler ya da onu açıklayan konuşmalar
bu sesle birlikte verilmelidir. Bir başka deyişle özel amaç yoksa tanınmayan seslerin kaynağı
açıklanmalıdır. Bu açıklamanın mutlaka görsel olarak yapılması da gerekmez. Örneğin,
yağmur sesi tanımlanması en zor seslerden birisidir. Eğer görüntüde şemsiyeli insanlar
yürüyorsa ya da yakın çekimle yağmurun yağdığı saptanmışsa ya da bir su birikintisine
düşen damlaların sıçraması görüntülenmişse seyirci duyduğu sesin yağmur sesi olduğunu
algılayabilir. Bu yapılmayıp, örneğin “yağmur amma da indirdi”, “bu yağmurda bir yere
gidemezsin”, “şemsiyesiz sokağa çıkılır mı”, “sırılsıklam olmuşsun” gibi açıklayıcı
konuşmalar aracılığıyla da sesin tanımlanması sağlanabilir.
Duyulan sesin tanımlanmasını sağlamak amacıyla, açıklayıcı konuşmaların dışında,
oyuncuların jest ve mimiklerinden de yararlanılabilir.
Senarist, yalnızca hangi ses efektinin kullanılacağını belirtmekle yetinmeyip
gerekiyorsa bu efektin kaynağını ya da nesi olduğunu ve nasıl açıklanacağını da tasarlamak
zorundadır.
2.5.3. Tanımlanamayan Efektler
2.5.1. Efektlerin Ayrımı
2.4. Program Seslerinin Kaydedilmesi
2.3.2. Mikrofonların Korunması
2.3.1. Çevre Seslerinin Engellenmesi
2.3. Doğal Gürültülerin Engellenmesi
2.2.3. Müzik Yapımlarında Ses Alımı
2.2.2. Spor Programları
2.2.1. Dramatik Yapımlar
2. DIŞ MEKÂNLARDA SES ALMAK
ÖĞRENME FAALİYETİ–2
1.5. Kablolar
1.4. Ses Filtreleri
1.3.4.3. Lavaliere (Yaka Mikrofonu)
1.3.4.2. Sabitler – Saklılar
1.3.4. Mikrofonların Gizlenmesi
1.3.3.1. El (Hand) Mikrofonları
1.3.3. Telsiz Mikrofonlar
1.3.2. Yaka Mikrofonları (Lavalier)
Boom mikrofonların üç çeşidi vardır:
1.3.1. Boom (Olta) Mikrofon
1.3. Mikrofonlar
1.2.3. Dinleme Bölümü (Monitör)
1.2.2. Çıkış Bölümü
1.2. Mikserler (Ses Kontrol Masaları)
1.1.5. Portatif Makara Banda Ses Kaydı 
1.1.4. Kaset Banda Ses Kaydı 
1.1.3. Makara Banda Ses Kaydı 
1.1.2. Manyetik Bantlar
1.1.1. DAT (Digital Audio Tape) .bmp)
1. SES KAYDI HAZIRLIĞI
ÖĞRENME FAALİYETİ–1