|
Kısa Film Nedir?
Sözcük anlamı ile kısa film, süresi kısa olan filmlerdir. Diğer bir değişle teknik olarak 30 dakika ve altında sürelerde tamamlanan filmler kısa film olarak değerlendiriliyor. Süre, ilk bakışta görünen belirleyici özelliktir. Kısa filme daha kapsamlı bir tanım arandığında uzun metraj kıyaslaması çoğunlukla karşımıza çıkar. Bu karşılaştırmalar, daha çok bilinenin üzerinden yapılan örnekleme ile bir tanıma ulaşma çabasıdır. Örneğin uzun filme göre daha öz olmasının getirdiği kestirmeler, zeki olması, sözünü dolaştırmadan çarpıcı bir dille söylemesi gibi.
Öte yandan sinema tarihine bakıldığında süre düşünülmeksizin üretilen ortalama 15 dakikalık filmlerin ilk eserler olduğu görülmektedir. Öyleyse sinema tarihi kısa fimlerle başlamış diyebiliriz. Bugün uzun metraj bir filmin süresinin ortalama 90 dakika olmasının nedeni, sinemanın süreç içinde gelişen ticari çizgisinin getirdiği bir sonuçtur. İdeal izleme süresinde seyirci, ödediği bilet parası karşılığında ne kadar süre film izleyeceğini bilir ve filmin ortasında bir mola vererek mısır, kola gibi ihtiyaçlarının giderilmesi ile sinemanın ticari yönüne katkı sağlamış olur.
Oysa bir film yapmanın, birşeyler anlatmanın süre ile birlikte düşünülmesi ve sınırlandırılması kulağa pek hoş gelmiyor. Bir senaryonuz olduğunu düşünün hikayenizdeki olaylar 50 dakikalik süre gerektiriyor, ne yapacaksınız? Ya bazı sahneler ekleyip uzun filme dönüştüreceksiniz ya da bazı sahneleri atıp kısa filme. Üretim yapısı gereği bir türlü ticari meta haline gelemeyen kısa film için sürenin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan hikayenin kendisidir. Hikaye ne kadar süre istiyorsa film o sürede tamamlanır. Kısa film için süre sınırlaması ancak film festivalleri ve kısa film yarışmaları ile ortaya çıkmaktadır. Dünyadaki önemli festivaller baz alındığında, teknik olarak süre konusundaki üst sınırın kısa film için otuz dakika olduğu görülmektedir.
Süresinin ötesinde kısa film biçim ve içerik açısından da incelenebilir. Edebiyatta roman uzun filmle; öykü, kısa filmle eşleştirilebilir. Kısa filmin bir romandaki gibi olay örgüsünü geliştirecek, karakterleri derin biçimde analiz edecek ve durumlar zinciri ile dramatik yapıyı kuracak zamanı yoktur. Bu yüzden, tek bir olay çevresinde gelişen, az sayıda karakter kullanan, basit bir mizansenden oluşan kısa filmler çokca karşımıza çıkmaktadır.
Kısa film çekilmesinin sebebi çoğunlukla ekonomik kaygılar değildir, ya da bir yapımcının istekleri doğrultusunda hazırlanmış kısa film sayısı oldukça azdır. Kısa film yönetmeni kendi hikayesini yazar, bütçesini oluşturur ve filmin tümüyle sahibidir. Bu da bize kısa filmin daha kişisel, içsel bir yönü olduğunu göstermektedir. Yönetmenin kendi dünyasından, kendinden kopararak insanlara sunduğu naif bir yönün izleri hissedilir. Bu durum kısa film için konu özgürlüğünü de bereberinde getirir. Kısa film yönetmeni hesap vermeden bir konuyu işleyebilir, istediği sözü söyler, dilediği kamera hareketlerini özgürce kullanabilir ve tüm bu sınırsızlıklar kısa film izleyicisi için keyifli unsurları oluşturan özelliklerdir.
Tüm bunların yanısıra kısa film; deneysel sinemanın yeni bakış açılarının, değişik kamera hareketlerinin, çarpıcı seslendirme biçimleri ve farklı oyunculuk tarzlarının sınandığı yaygın bir üretim alanı olarak önemini her zaman korumaktadır. Her dönemde sinemanın gelişiminde lokomotif rol üstlenerek, farklı türlerin ortaya çıkmasında, yeni yeteneklerin keşfedilmesinde de önemli rol oynamaktadır.
Çokca tartışılan konular arasında, kısa filmin uzun metraj için gerekli bir basamak olduğunun ya da kendi üslubu ile tamamen farklı bir tür olduğunun söylenmesi de gelir. Bu tartışmaların ışığında kısa filmin her iki durumdan da vazgeçmediği bir gerçektir. Usta yönetmenlerin ilk eserlerinin kısa filmler olduğu; uzun metraj film yapmak isteyen yönetmenlerin kendilerini görmeleri, denemeleri, hatta ispatlamaları için kısa filmi kullanmalarının faydası ve gerçekliği ortadadır. Bunun yanısıra bir film yapmaya uzun ya da kısa diye bakmayan yönetmenlerin ürettiği zeki, çarpıcı örnekler, her iki düşüncenin de gerçekliğini gösterir. Kısa film en az uzun metraj kadar sinemadır. 7. sanatın tüm özelliklerini içerisinde barındırarak, kendi çerçevesinde belirlediği süre içinde çok sey ifade edebilen özgür yapıtlardır. Ve özellikle son yıllarda sayıları artan festivaller sayesinde geniş bir kitleyi kendine çekerek sinemanın lokomotifi olmaya devam etmektedir.
Kısa filmler televizyonlarda yayınlanmaz, dvdleri piyasada satılmaz, sinemalarda oynatılmaz, tek mecraları festivallerdir bu oluşum kısa filmin bir “underground” kültürün içerisinde olduğunu bize gösteriyor. Önümüzdeki yıllarda bu yapı belki değişebilir, ancak belki de bu sınırlı mecra kısa filmin bağımsız ruhunu koruyabilmesine, saf ve çekici kalabilmesine olanak sağlıyor.
Son olarak, bir kısa film gerçekleştirme sürecinde, planlı ve sabırlı bir şekilde aşama aşama ilerlemenizi, tüm detayları yazıya dökmüş olmanızı tavsiye ederim. Sabırsız davranmak, her şeyin kafanızda olduğunu düşünüp hemen çekime koyulmak istediğiniz sonucu alamamanıza neden olabilir.
En Sık Yapılan Kısa Film Hataları
Dört arkadaş, cuma gecesi salona yayılıp patlamış mısır eşliğinde “üffff, amma da klişe yaa” nidalarıyla izlediğiniz filmleri bir kez daha düşünün… Hani her durum ve koşulun “olmazsa olmaz”ları vardır ya bunlar da kısa filmin “olursa olmaz”ları:
“Gerçeküstü” Kasting
• Sınıftaki en güzel arkadaşınızı süpermodel rolünde oynatmayın, amiyane tabirle “yemezler.”
• “İnek” tiplemeleri her zaman kavanoz dipli gözlük takmadığı gibi yanak coğrafyalarının da sivilceden ibaret olması gerekmez.
• “O” kız, “O” çocukla beşik kertmesi olmakdıkları takdirde asla ve asla ilgilenmez: Gerçekçi olun.
• Arkadaşınıza pamuktan sakal yapıp saçlarını pudrayla beyazlattığında yaşlanmadıklarını asla hatrınızdan çıkarmayın. Profesyonel oyuncuya ayıracak kadar bütçeniz yoksa bile “yaşlı” tanıdıkları olan arkadaşlarınız vardır, onları değerlendirin.
Depresif Sanatçı Tipolojisi
Öykü şudur: Hayatla sorunları olan sanatçı, (% 90 da yazardır) bir çeşit iç çatışma neticesinde (ölü bir akraba, son teslim tarihi yaklaşan bir yazı, dini ikilem vs.) cehennem azabı çeker. İşkence çeken ruhumuz, ne hikmetse bir ilham perisiyle karşılaşır (güzel bir kadın, yaşam tecrübesini paylaşan yaşça büyük başka bir karakter veya büyülü bir nesne) ve “ta taaaa”… Protagonist (yani esas adam), birden bire gelen ilahi kuvvetle bütün sorunlarını çözer ve kendini yaratıcılık nehrinin beşiğinde süzülürken bulur. Genelde bu tür filmlerde, izleyicilerin ilk iki dakikada sızmasını garantileyen sözde “iç yolculuk” motifi de yer bulur. Bu “içe dönük” çekim, genellikle filmin başında boş boş havaya bakan “esas adam”la başlar. Bu eylem sırasında sigara içenlerine de rastlanmıştır ama çöpe gidecek projeler klasöründe…
Dolly In/Out - Zoom In/Out
Tartışmaya bile gerek yok; bu, öğrenci filmlerinin en yaratıcılık yoksunu ve kati suretle yaklaşılmaması gereken “cıssss” hareketi. [Bu arada spesifik olarak bahsettiğimiz, bir nesneyi aynı ölçekte tutarak arka planda değişiklikler yapmaya dayanan eşzamanlı dolly in-zoom out (ya da tam tersi) hareketi.] Tamam Hitchcock, Vertigo’da layıkıyla kullandı, Spielberg ise Jaws’ta, ama artık yeter. Tüm dünya kısa filmcilerini bu haddinden fazla kullanılmış gülünç klişeye karşı koymaya çağırıyoruz.
Rüya Sekansları
Eğer filminizin ucuz Brezilya soap operaları gibi durmasını istemiyorsanız rüya sekanslarından uzak durun. Rüya sahnesinin tercümesi (ne yazık ki) “bunu anlatmanın daha iyi bir yolunu bulamadım” dır. Sözde komik olan rüya sekansları da genelde komik değildir, üzgünüz…
Kötü Ses
Gerçekten iyi bir filminiz olduğunu düşünüp şu genellemeye geçelim; ses kötüyse film de kötüdür. Bir öğrenci filmini hiçbir şey soundtrack kadar ele veremez. Tamam bütçeniz yok denecek kadar az ama kısılacak bütçe için neden hemen ses masraf listesine bakılıyor. İşte amne hizmeti, işte kötü soundtrack’ın demirbaşları:
• Synthesizer
• Arkadaşınızın grubu (inanın bize, kötüler)
• Yavaş bir melodiyle iştigal eden solo piyano
• Gitar, hele de flamenko çalıyorsa
• “Roman” klarneti
• Çello
Bir Dramatik Efekt Olarak Sigara
Bir oyuncu krize girdi, o halde ne yapar: “Hemen bir sigara yakıp derin derin nefesler çeker.” İletişimin dumanla sağlandığı günlerden kalma bir alışkanlık mıdır nedir, o halka şeklinde çıkan dumanlar “bakın sayın izleyiciler, durum çok ciddi ve karışık” manasına gelir. Evet, insanlar zor koşullarda ve baskı altındayken sigara içer ama uzuuuun ve sıkıcı “nefes” sahnelerine inanın gerek yok. Bundan daha yaratıcı olduğunuza güveniyoruz.
“Burada Yönetmen Benim” Açı ve Çekimleri
Buzdolabı POV’ları (Point Of View – Oyuncunun Öznel Bakış Açısı) ya da posta kutusuna / çöpe / klozete yerleştirilmiş kamera sizce de çok “yaratıcı” değil mi? Olağanüstü bir açı bulduğunuzu düşünüyorsanız muhtemelen epey klişedir. Biraz daha düşünün….
“Eeeee… Hiçbir şey Olmadı” Filmleri
Sık rastlanan bir kısa film tipidir. Genelde, çevresindekilerle “büyük” ve tesadüfi cümlelerle konuşan ve bütün zamanını buna adamış bir protagonist vardır ve neredeyse yarım saat boyunca hiçbir şey olmaz. Filmin son beş dakikasında ise nereden peydahlandığı belli olmayan kilit bir konu belirir ve o ana kadar ortada olmayan bütün sorunları çözmeyi hedefler, seyirci de bu kadar zamandır uyukladığı için son dakikalardaki bu gelişmeleri kaçırır. Bu tür filmlerin ortak özelliği ana karakterin içdünyasında çıkılan yolculuk ve yapılan keşiflerdir. “Kimsenin umursamadığı bir çocukluğun sıcak hatıraları” son on yılın popüler klişelerindendir. Bu filmlerin, kaba bir oranla yarısında, boşanmış bir aile figürüne rastlanır. Nedeni bir sır kalacak olsa da çoğu “ilk kısa film” bu kategoriye girer.
Bitmek Bilmeyen Kapanış Jeneriği
Evet, sonunda bir kısa film çekmiş olmak sizi göklere çıkardı, teşekkür edecek çok insan var ama örnek aldığınız sanatçılar gibi Akademi Ödülleri’nde on dakika boyunca teşekkür hakkı kazanmak için önce bir Oscar kazanmak gerekiyor. Nerdeyse filmin kendisi kadar süren kapanış jeneriklerine son.
Bu dertten muzdaripseniz işte birkaç ipucu:
• Yazıları hızlı kaydırın, gerçekten hızlı…
• Küçük fontlar her zaman iyidir.
• Görev ekranları iyidir ama ekibin her üyesinin kendine has bir dakikası olmasına gerek yok.
• Soyağacınızı paylaşmak için alternatif alanlar bulabilirsiniz.
Bol Keseden Kullanılmış Video Efektleri
Erime ve zincirlemeleri ninenizin sandığına saklayın; 80’ler sona erdi, dolayısıyla abartılı video efektlerinin dönemi de. Çok özel bir niyetiniz olmadığı takdirde basit ve güvenilir kesmelerden caymayın.
“Ayna Ayna Söyle Bana” Çekimleri
Doğru zamanda ve doğru yerde kullanıldığı zaman anlatım üzerinde büyük bir etki yaratan ve yansımayı kaydetme şeklinde çalışan ayna sekansları kısa filmlerde nedense anlatım faciasına sebebiyet verir: “Şimdi kız elinin aynaya yaslasın, biz de şuradan çekelim. Hoop böylece arkadan bağıran erkek arkadaşı da görebiliyoruz. Bir taşla iki kuş, dahiyim ben” Dahinin kelime anlamı için en yakın sözlüğe lütfen.
|