GENEL KAMERA TANIMI
İngilizcede kullanılan “camera” kamera olarak her ne kadar Türkçeye yerleşse de kameranın
gerekte Türkçe karşılığı ALICI olarak bilinmelidir.
İngilizceden alınarak kullanılan camera kelimesinin tanımının fotoğraf makineleri için de yapıldığını görmekteyiz. Oysa Türkiye’de kamera denildiğinde sadece film veya elektronik olarak görüntü sinyali üreten alıcı cihaz aklımıza gelmektedir.
Basit olarak görüntüden yansıyan kaydetmeye yarayan cihaza kamera denir.
Ayrıntılı bir tanım yapmak gerekirse, görüntüden yansıyan , mercek veya objektiften yararlanarak bir düzlemde toplayan, o düzleme konulan film ( film kameralar için ) veya
duyarlı elektronik devre elemanlar yardımıyla ışık enerjisini, elektrik enerjisine çevirdikten sonra bir ışık sinyali veren, gerekirse manyetik banda kaydeden ( elektronik kameralar için ) cihaza kamera denir.
Bir video kamera dört parçadan oluşur:
1-Mercek,
2-Görüntüyü üreten bölüm,
3-VTR (video tape recorder) adı verilen görüntünün kaydedildiği bölüm ve
4-Çektiklerimizi görmemizi sağlayan bakaç (vizör/viewfinder).
Kameralar genellikle VTR bölümünün kullandığı kasetle anılırlar. Örnek olarak “Hi8 kamera” dediğiniz zaman 8 mm kalınlığında video kasetlere kayıt yapan bir kameradan söz ediyorsunuz demektir.
Aslında kaydedici (VTR) kadar görüntüyü üreten bölüm de önemlidir. Merceğin hemen arkasındaki bu bölümde CCD (Charge Coupled Device) adı verilen çip veya çipler bulunur. Bu çip(ler)in görevi üzerine düşen görüntüyü elektrik sinyallerine çevirmektir. Bütün profesyonel kameralarda üç adet çip bulunur. Çünkü doğruya en yakın renkli görüntüleri elde etmek için kırmızı yeşil ve mavi dalga boylarını ayrı ayrı çözecek çiplere ihtiyaç vardır. Küçük format kameralarda ise genellikle tek çip bulunur. Böylece kameranın fiyatı düşmüş, boyutları küçülmüş olur.
Bunun bedeli ciddi bir ışık ve çözünürlük kaybıdır. Turistik, hatıra amaçlı veya tamamen belge amaçlı çekimler yapacaksanız tek çipli bir kamera işinizi görecektir.
Ama daha büyük hedefleriniz varsa (her ne kadar Thomas Vinterberg “Festen” i tek çipli bir kamerayla çekmiş ve Cannes da ödülü almış olsa da) üç çipli bir kamera kullanmanızda yarar var. Bu kameralar diğerlerine göre daha pahalıdır ama görüntülerini yan yana koyduğunuzda aradaki farkı rahatlıkla görebilirsiniz.
Bunun dışında pozlamanın (exposure/iris), netlik ayarının (focus) ve beyaz ayarının (white balance) sizin kontrolünüzde olması çok önemli. Üreticiler bazı modellerde bu ayarları kullanıcının kurcalamaması için otomatik yapıyorlar. Daha profesyonel kameralarda ise bu ayarlar hem otomatik hem de kullanıcıya açık oluyor. Bunların sizin kontrolünüzde olmadığı bir kamerayla film çekmeyi düşünmeyin bile.
Diğer önemli nokta VTR bölümünün çalışma yöntemi: Bu bölüm dijital (sayısal) mi olacak analog mu? Peki ama analog – dijital terimleri ne ifade ediyor?
Küçük format kameralar 1995 e kadar (V8, Hi8, VHS-C vb.) görüntüyü sadece analog olarak kaydediyorlardı. Analog terimi “benzetme” anlamına gelen “analogy” kelimesinden geliyor. Konuyu şu basit örnekle açıklayabiliriz: Bir anahtarcıya elinizdeki anahtarın kopyasını yaptırırken aslında analog bir kopya yaparsınız. Herkes anahtar kopyalama makinasını tanır. Makinanın bir ucu asıl anahtarın üzerinde hareket ederken diğer uç yeni anahtarı yontar. Böylece eski anahtarın bir kopyası üretilmiş olur.
İlk kopyada çok sorun çıkmaz. Ama asıl anahtarı kaybederseniz elinizdeki kopya anahtardan yeni bir anahtar üretmeye mecbur kalırsınız. Bu yeni anahtar en baştaki anahtara çok benzese de aslında ondan farklı olacaktır. Çünkü analog kopyalar yapılırken mutlaka bir miktar bozulma olur. Bir kaç kere aynı şey tekrarlanırsa sonunda anahtar çalışmamaya başlar.
Peki dijital ne demek? Anahtar örneğinden gidersek, ilk anahtarı üç boyutlu şekilde bilgisayara aktarıp (başka deyişle anahtarın koordinatlarını çıkarıp) bu işlemden oluşan veriyi anahtar kopyalama aletine aktarabilseydiniz dijital bir kopyalama işlemi yapacaktınız. İlk anahtarı kaybetseniz bile kopya anahtar birinciyle tamamen aynı olacağı için sorunsuzca yeni kopyalar üretebilecektiniz.
Bu noktada kameralara dönersek analog kameralar ürettikleri görüntüyü elektrik sinyalleri olarak, sayısal kameralar ise sayılara dönüştürerek kaydederler. Görüntüyü sayılara dönüştürerek kaydetmenin pek çok yararı vardır. Görüntü kalitesi daha iyidir ama daha önemlisi kasetteki görüntüyü bir bilgisayara aktarabilir, hiç kayıpsız kopyalar yapabilirsiniz.
“Dijital her zaman, her şart altında daha iyidir” gibi bir sonuca varılmasını istemem. Zaten bu doğru da değil. Ama meseleyi biraz basitleştirirsek “aynı özelliklere sahip dijital ve analog video kameralardan dijital olan daha iyidir” gibi bir genelleme yapabiliriz.
Artık dijital kamera ne demektir biliyoruz ama yine de netleşmeyen bir sürü şey var. Bir sürü kamera modeli duyuyoruz. Bunlar ne anlama geliyor?
Kamera üreticisi firmalar 90ların ortasında bir araya gelip yeni bir sayısal video standartı üzerinde anlaştılar. Buna da kısaca DV (Digital Video) dediler. Buradaki amaç şuydu: Her birimiz yine kendi markalarımızla kamera üretelim ama bu kameraların kaydettikleri veri aynı olsun, kameralar bilgisayarlara kolay bağlansın, uyumsuzluk sorunları aşılsın. Böylece ortaya “DV Codec” çıktı. “Compressor – decompressor” kelimelerinin kısaltılmışı olan “codec” terimi DV kameraların kalbindeki programcığı tanımlıyor.
Görüntüleri sayısallaştırmak çok kolay bir iş değil. Eğer kaliteyi düşürmeden sayısallaştırmaya kalkarsanız çok fazla veriyle boğuşmak zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden sıkıştırma teknikleri geliştirilmiş. Basitçe ifade edersek görüntüyü bir miktar ‘bozarak’ kaydedersiniz. Örneğin bu ‘bozma oranı’ Video CD’de çok yüksekken DVD’de daha düşüktür. Bu yüzden de DVD’de seyrettiğiniz film VCD’dekinden çok daha iyi görünür.
İşte bu ‘bozma işlemi’nin yapılmasında kullanılan matematiksel yöntemlere genel olarak “codec” adı veriliyor. Bütün DV kameralar sonuç olarak “DV Codec” denilen bir formülü kullanıyorlar. Örnek olarak Digital 8, Mini DV, DVCAM, DVC Pro… bütün bu modeller aslında aynı veriyi kaydediyorlar. Sadece bu işi yapmak için farklı kayıt sistemleri kullanıyorlar.
Bütün bu kameraların üzerinde ürettiğimiz verileri aktarmamızı sağlayan bir de kapı var. Mucidi Apple’ ın bu kapıya verdiği isim “Firewire”, Sony ise “I-Link” diyor. Resmi adı ise “IEEE 1394”.
Bu kapı sayesinde çekeceğiniz görüntüleri bilgisayarınıza aktarıp, düzenleyip, kurgulayıp, ekleyeceginiz efektlerle birlikte kameraya geri aktarabileceksiniz. İşin güzel tarafı, bu işlemler sırasında hiç bir görüntü kaybı yaşamayacaksınız. Ne yazık ki karşınızda ufak bir engel var. Avrupa Birliği kurallarına göre “firewire” iki taraflı çalışırsa (yani hem kameradan bilgisayara hem de bilgisayardan kameraya aktarmaya izin verirse) kameranın fiyatının üzerine ek bir vergi biniyor. Bu verginin nedeni yasalara göre böyle bir kameranın sadece kamera olarak değil aynı zamanda bir video kaset kaydedicisi (VTR) olarak görülmesi.
Bunu aşmak isteyen üreticiler (ne yazık ki) Avrupa’ ya giden kameraları “DV In” özelliğine, yani bilgisayardan kameraya aktarım yapmaya, kapatıyorlar. Sadece bazı üst modellerde bu özelliği açık tutuyorlar ki onların da fiyatları zaten pahalı. Neyse ki Internet’ te bu kameraların bazılarının “DV In” seçeneğini açık hale getiren küçük aletler satılıyor. Yasalara aykırı olduğu için burada yer veremeyeceğiz. Bu konuyu biraz araştırmanız gerekecek. Ayrıca bazı kameralarda “Analog In” seçeneği de var. Bu da şu anlama geliyor: Analog bir aleti (örneğin VHS) kameranıza bağlayıp “firewire” kapısından sayısallaştırılmış VHS görüntüleri elde edebilirsiniz. Yani kamera aynı zamanda bir analog-dijital çevirici görevi yapar.
.jpg) |
.jpg) |
Küçük format kameraların en zayıf yönü ne yazık ki mercekleri. Canon’un meşhur XL1’i dışında hiçbirinin merceği değişmiyor. Zaten Canon’un mercekleri de o kadar pahalı ki pratikte o da değişmiyor diyebiliriz. Ucuz olması açısından bir çok üretici düşük kalite mercekleri tercih ediyor. Daha da kötüsü son kullanıcıyı etkilemek için “tele” yani uzağı yakınlaştırma özelliği artırılırken, asıl önemli olan “geniş açı” göz ardı ediliyor. Bu durumu düzeltmek için bir “geniş açı çeviricisi”ne ihtiyacınız olacak. Merceğin önüne takılan bu parça görüş açısını yüzde 40’a kadar genişletebiliyor.
Buraya kadar yazdıklarımı özetlemem gerekirse: Kısa filminizi çekeceğiniz kamera üç çipli (3CCD), netlik (focus), pozlama (exposure), beyaz ayarı (white balance) gibi özelliklerin sizin kontrolünüzde (manual) olduğu, sayısal (digital) bir kamera olmalı. Marka seçimi ise apayrı bir konu. Internet’ te bu konuda çok fazla tartışma var. Herkes kendi kamerasının en iyisi olduğunu iddia ediyor. Gerçekte aralarındaki fark gözle ayırt edilemeyecek kadar az. Bu yüzden yukarıdaki özelliklere sahipse bulabildiğiniz herhangi bir markayı kullanmanızı öneririm. Zaten filmi çekmeden önce kamerayla deneme çekimleri yapmanız şart. Hem kameraya iyice hakim olmalısınız (çünkü kameraların menülerinde bu yazının sınırlarını aşan bir çok önemli özellik gizli) hem de filminizin görüntüsü konusunda denemeler yapmalısınız.

Son olarak şunu unutmamak gerek: Dünyanın en iyi kamerasına bile sahip olsanız iyi film çekeceğiniz kesin değil. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin kendi kendine müthiş filmler çeken bir kamera yapamayacak. Bu yüzden yukarıdaki gibi bir kameraya ulaşamıyorsanız çok da dert etmeyin. Thomas Vinterberg’ i hatırlayın.
Bir film bir çok yaratıcı grubun çalışmasıyla ortaya çıkar. Sinematografi sanatı bir çok teknik işlemin bir arada yapılmasını gerektirir.Çağdaş sinema yalnızca sanatın bir dalı değil endüstrinin de önemli bir dalı olma özelliğini taşımaktadır.Bu endüstri dalı içinde önemli göreve sahip kişilerden biri de kameramandır.Kameraman hem sanatçı hem de teknik adamdır.Kameramanlar sinemanın ilk yıllarında yalnız çalışıyordu ve ilk yıllardaki sinematografik kayıtlar bu yalnız çalışan kameramanlar tarafından yapılıyordu.”O günlerde sinemada dramaturg,yönetmen,aktör ve ya sanat yönetmeni yoktu”
Teknolojik gelişmeler sinematik üretimin temelini teşkil eder.19.yy başındaki teknik gelişmeler önce fotoğrafın daha sonra da sinemanın gelişimini sağladı. Fotoğraf,insanoğlunun çevresindeki gerçekleri sabit görüntüler haline sokma isteğinden doğdu.Sinema ise bu görüntülerin dinamik olarak yeniden üretilmesini sağladı.Kameraman,bu dinamik üretim sürecinin baş rol oyuncusudur.
1895’lerde Louis Lumiere ile başlayarak günümüze dek süren ve sürecek olan bir meslek olan kameramanlık/görüntü yönetmenliği giderek gelişim göstererek sinemada saygın bir yere oturmaya başladı.Filmin üretiminde yönetmenden sonra ikinci adam oldu.
Sinemanın ilk yıllarında kameraman ,çekimi yapan,çekimi yapabilmek için ışıkları hazırlayan, optik düzeni kuran ,çekim sonrası banyo,baskı ve kurguyu yapan kişiydi.Gösterimi yapmak da kameraman işiydi.
“Uzun bir süre onun rolü gerçek nesnelerin ,kaydın fotoğrafik prosesine herhangi bir aktif müdahalede bulunmadan ,pasif olarak belgelenmesi olarak kabul ediliyordu.”
“1890”larda film alıcısının gelişimi mükemmelleştiğinde onu kullanmak için bir kişiye gereksinim vardı.Bu kişi,çekilmesi istenen her neyse ona merceğini çevirecek ve filmi kare kare ilerleten kolu hareket ettirerek ,selülidi pozlayacaktı.Yine aynı kişi film bobinini karanlık odaya alıp banyo ediyordu.Muhtemelen bu ustalığı geliştiren kişi aynı zaman da alıcıyı da geliştiren kişiydi.Bunlar ilk kameramanlardı.”
Sinemanın ilk yıllarında kullanılan alıcılar oldukça ağırdı,dolayısıyla kameramanlar belli bir fizik gücüne sahip olmak zorundaydılar.
….gerçekten,en basit uygulama bile bir kas kuvvetini ve denge kabiliyetini zorunlu kılıyordu. Almanca kameramanı tanımlayan ve dengeleyen kişi anlamına gelen “schwenker” sözcüğü bu nedenden kaynaklansa gerekir.”
Kameramanlar yukarıda sözü edilen işlerin dışında da sinema dilinin önemli ögeleri olan bir çok kavramı bulmuşlardır.Yukarıda da sözü edildiği gibi o yıllarda sinemadaki tek kişi kameramandı.Sadece teknik konular değil günümüzde de kullanılan ve sinemanın anlatım diline mal olmuş bir çok öge de kameramanlar tarafından gerçekleştirildi.
Örneğin sinema dilinin önemli ögelerinden olan kaydırma hareketi İstanbul’a çekim için gelen kameramanların,alıcılarını Haliç’te bir kayık üzerinde kullanmaları sırasında bulunmuştu.Bu ve buna benzer bir çok dil ögesi çeşitli çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.
1920’li yıllarda filmin istenilen karede pozlanmasını sağlayacak alıcı motorları geliştirildi.1920’li yıllara değin kameramanlar filmin ilerlemesini sağlamak için kolu çevirmek zorundaydılar.Gelişme yalnız alıcı motorlarda olmadı. Sinemanın anlatım olanaklarına yardımcı bir çok aygıt bu dönemde kameramanlar tarafından geliştirildi.
KAMERA KULLANIMINDA GENEL KLASİK KURALLAR
Elektronik VİDEO kameranın kullanımı esnasında öncelikli olarak sahip olduğunuz cihazın teknik özellikleri ve çekim esnasında kullanacağınız özelliklerini önceden deneyerek elinize alıştırmanız gerekir;
Diğer husus ise ZOOM mandalının elinizin altında olması nedeniyle yakın ve uzak çekim amacıyle bu mandalı uygun hız ve miktarlarda kullanabilmek için elinizi alıştırmanız gerekir.
Çekim esnasında yakın çekilmek istenen konuya veya objeye ZOOM girilmek isteniyorsa, mutlaka çekim anından önce o noktaya kadar zoom girilerek netlik yapılması gerekir ve daha sonra geniş açıda kayda girilerek konuya yakın çekim yapılmalıdır: Ev tipi video kameralarda genellikle otomatik FOCUS yani netlik yapma özelliği bulunmaktadır bu yüzden pratik kamera kullanımınız artıncaya kadar otomatik netlik özelliğini kullanmakta fayda vardır.
Yine makinanızın renk ayar özelliğini otomatik renk ayarında tutmakla farklı renkteki ışıklı ortamlarda cihazınız kendi kendine renk ayarını yapacak ve görüntüde doğal renkler hakim olacaktır.
Gün ışığı ve evlerde kullandığımız flaman akkor lambaların renkleri birbirinden farklıdır, yeni kameralar bu farklılığı devamlı kontrol ederek beyaz ayarı adı verilen renk tashihini sağlar.
ÇEKİM ANINDA UYULMASI GEREKEN KURALLAR:
Kameranızla çalışmaya başlamadan önce çekim yapacağınız konu yada kişileri gelişmelere yada kafanızda kurguladığınız şekilde basit de olsa çekim planı tasarlıyabilirsiniz.
Kalabalık bir ortamda yapacağınız çekimlerde kişilerin tamamını aynı çerçevede almaya gayret ediniz.
Sonradan bu konu seyredilirken kişiler ile ilgili fikir teatisinde bulunduğunuzda çerçevedeki herkezin üzerinde en az beş saniye bakma ve tanıma süresi gerekebilir yani 10 kişilik bir topluluğu çekiyorsanız ve bu konu hemen dağılmıyorsa en az 30-50 saniye sabit çekim yapılmalı. Bu esnada kameranızı mümkün olduğunca sabit ve hareketsiz tutunuz.
Daha sonra konu hala aynı yerde ve şekilde önünüzde devam ediyorsa kişilerden yakın, göğüs ve baş kısımları görünecek ölçüde tek tek 20-40 saniye uzunlukta yakın plan çekimlerinizi gerçekleştirin.
Bu planlar ikili üçlü de olabilir o takdirde süre biraz daha uzaya bilir.
Ancak hareketli ve çabuk değişen konularda bu kurallar şahsi isteğinize göre değişebilir.
Bebek, küçük çocuk ve çok yaşlı insanlarda yüzdeki değişimler daha sonra izlendiğinde kişilere önemli anlar yaşatacağında yüz çekimleri önemlidir.
Çekim esnasında kısıtlı planların dışında uzun süreli çekimlerde yapılabilinir.
Bu çekimlerde ses unsuru da görüntü kadar önemli olabilir dolayısıyle kesintisiz uzun süreli çekimler yapılırken konuşan kişiyi bel yada göğüs plan çekerek konuşulanlar seyirci tarafından daha kolay anlaşılabilir.
Bu tür çekimlerde çekim yapan kişi uzun süre kamerayı zoom yada yakın planda tutmak zorunda kalabilir ve bir süre sonra elleri yorularak titreyebilir bu yüzden konuşan kişiye 2-3 metre mesafede durarak çekim yaparsak kamera daha az zoom değerinde olacağından sallantı ve titreme az olur ve kameraman daha az yorulur, kamerada otomatik netlik esnasında daha az hata yaparak olumsuz bir görüntü oluşmasını engeller.
Çekim esnasında her plan en az 10 saniyeden az olmamalı ve 10-30 saniyelik planlar halinde çekilmeli.

Kafanızdan bu resmi bu kadar çektim yeter artık diye düşündüğünüzde orada stop yaparak başka bir çerçeve ile çekime devam edilmeli. En son çektiğiniz konuyu yada kişiyi tekrar çekmek gerekecekse, kesmiş olduğunuz andaki çerçeve büyüklüğünden farklı bir çerçevede tekrar çekmeye başlayın, yani dar bir yakın çekimde bitirmişseniz geniş bir çerçevede tekrar çekime devam ediniz. Böylece resimdeki kişi yada hareketli konunun sıçrama tabir edilen hatası göze çarpmaz. Devamlı çekmek zorunda kalacağınız konularda, konuşan ya da konunun önemine binaen uzun süre sabit çekimlerde izleyici sıkılabileceğinden çevrede izleyen diğer kişi yada objelere ara sıra PAN adı verilen , yani kamerayı sağa yada sola doğru aynı eksen etrafında döndürerek detay resimler alınabilir, bu dönüşler 5 saniyeden fazla sürelerde olmamalı ve bu detay olarak almakta olduğunuz resimde de 10 saniyeden fazla kalınmamalı. Yine pan olarak adlandırdığımız sağa veya sola harekette kamera süreye uygun olarak fakat yumuşak hareket etmeli .

Sert hareket insan gözünü yorar.
Pan hareketi yapacağınızda kameranızın objektifini en geniş açıya kadar geri alarak dönüşde genişe çıkmak gerekir. Dar açıda pan hareketi gözü yorar ve kameramanın dönmekte olduğu konuyu bulup çerçeve yapmasını zorlaştırır.
Geniş açıda PAN yaptığınız takdirde görüntü zaten çerçevenin içine gireceğinden size de kolayca kameranızı yönlendirmenizi sağlar.
Zoom hareketleride yavaş ve yedirerek yapılmalı.
Hızlı pan ve zoom larda izleyici gözü zorlanır ve kameramanda yapmak istediği çerçeveye ulaşmakta hata yapabilir.
Zoom esnasında yeterince yakına girdiğinize kanaaat getirdikten sonra konudan hemen uzaklaşmayın bu yakın planı izleyicinin özümlemesine zaman tanıyın bu süre en az 5 saniye olmalıdır.
Çekim alanındaki ışık önemli;
Çekim yapmak istediğiniz ortamdaki ışık seviyesi görüntü kalitenizi etkiler, dışarıdan ışık alan bir oda yada salonda çalışıyorsanız mümkün olduğunca ışığı arkanıza yada en azından yan tarafınızdan gelecek şekilde karşılamalısınız, karşıdan gelen bir ışık kameranızın otomatik diyaframını dış ışık seviyesinde kısacağından içeriye dönük yüzler daha karanlık olacak ve seçicilik azalacaktır.
Dış çekimlerde güneşli bir havada çalışıyorsanız, ışık arkadan yada biraz yandan gelebilir.
Bulutlu kapalı havalarda ışık yumuşak ve gölgeler az olacağından ışık yönü sorun olmayabilir ama yinede yüksekteki bir kişiyi çekiyorsanız arkasındaki gök yüzü fazla parlak olmamalı yani hava bulutluda olsa yüz kararır, eğer arka planı mavi bir gök yüzü kaplıyorsa bu diyaframı kapamaz ve resim aydınlık olabilir.
TERS IŞIK ya da kontur tabiredilen durumlarda eğer makineye hakim olabiliyorsanız manual pozisyonda diyaframı biraz açmakta fayda vardır yada bu tür kullanım için bazı kameralarda bir düğmeye basılarak diyafram bir yada iki stop kendiliğinden açılarak yüzler aydınlanır arka plan daki ışık patlasada tercih ön kısımdakiler olduğundan kabul edilebilir resim oluşur.
Bir konuşmacıyı ya da konuyu çekerken ışık kaynağını da dikkate alarak kendinize bir mahalli sabit merkez olarak belirleyin ve salonun ortasından bir çizgi geçtiğini düşünerek karşı tarafa geçerek çekim yapmayın.
Örneğin kürsüde konuşan bir kişi çekiliyorsa ve onu izleyenlerde karşısında iseler, konuşmacı bir süre göğüs, bel yada geniş açıda çekildikten en az 3 dakikadan sonra izleyicilere PAN yapılarak yani yavaşca dönülerek yine en az 5 saniye veya daha fazla onların görüntüsü alınabilir ve tekrar konuşmacıya yada ana konuya dönülür bu konu konuşan birisi yada oynayan bir çocuk yada hareketli bir olayda olabilir.
Ancak konunun hareketli bir yapısı ve kaçırılmaması gereken bir şeyler olabileceği söz konusu ise uzun süreli ve dikkatli bir şekilde çekime devam edilebilir detay tali durumda kalabilir.
Yukarıdaki gibi bir yerde eğer çekim devam ediyorsa mutlaka detaya dönüşlerinizi yerinizden fazla değişiklik yapmadan aynı noktadan çekiniz.
Bu açık ortamlarda da geçerli bir kuraldır. Bu şekilde izleyici konuşanla onu izleyenlerin birbirlerine bakışlarında oluşabilecek sıçrama denilen hata olmamış olur ve konuşanla onu seyredenler birbirlerine doğru bakıyor olacaklardır, aksi takdirde ilk çekim mahalliniz değiştirip karşı taraftan çekim yaparsanız aks sıçrama etkisi oluşur .
TİLT adı verilen bir diğer kamera hareketide kamerayı yüksekliği sabit kalmak şartıyle yere paralel vaziyetten yukarıdaki yada bulunduğunuz yerden aşağıdaki bir konuya doğru döndürerek eğmek ya da yukarı çevirmekdir.
Bu hareketlerde eğer konu çok hızlı ve kaçacak şekilde gelişmiyorsa yavaş ve yumuşak şekilde yapılmalı. Eğer hızlı gelişen bir konu ise hareketler daha hızlı olabilir. Unutulmaması gereken bir kuralda konulara mümkün olduğunca yakında çekim yapmakdır, zoom imkanını kullanarak konuyu yakına getirmeniz esnasında ise görüntünün büyüme oranına paralel olarak, elinizden ve vücudunuzdan kaynaklanan titremelerde bu tür çekimlerde görüntüye yansır, resimde sallantı ve titremeler artar.
Gelişmekte olan bir konuyu çekiyorsanız ve planlı bir çekim yapamıyorsanız, ve konu devamlı yer değiştiriyorsa takip esnasında kamera objektifiniz mutlaka en genişde olsun, sizde rahat edersiniz, görüntü izlendiğinde de ana konu çerçeve dışında kalmadan çekilmiş olur.
Bu tür devamlı yer değiştiren bir konunun çekimi yapılıyorsa , geniş açılı takiple birlikte sizde yürümek zorunda kalırsanız adım atışlarınızı biraz yumuşak sanki dolu bir su bardağı taşıyormuşsunuz gibi hareket etmelisiniz, bu davranış resimde aşağı yukarı vücut hareketinizden kaynaklanacak dikey ve yatay sallantıları azaltacak, uçarak ya da kayarak giden bir görüntü oluşacaktır. Bu tür takipler hep en geniş açıda yapılmalıdır.
UZAKdaki konuyu ZOOM yaparak çekmek istediğinizde Zoom karakteri çoğaldıkça konu büyüyecek ama sallantı ve titremede artacak demiştik, bu tür çalışmada eğer TRİPOT-Sehpa kullanmıyorsanız, çekim anında sakin ve nefes alışlarınızın hızlı yada soluk soluğa olmaması gerekir çünki kameranın sabit ve sallantısız tutulması gerekir, bunu sağlamak için dinlenmiş ,kalp atışınızın ve nefesinizin hızlı olmaması lazım.Yani sakin ve nefesinizi uzun süreli tutup çekimi yaptıktan sonra tekrar nefes almanız gerekir.
Böyle çekimlerde 30 saniye kadar nefesi tutmak ve tekrar alırken sallantıyı vücudunuzla dengeleyip yada absorbe edip almanız gerekir, bu da sallantının görüntüye fazlaca girmesine mani olabilir. Bütün bunların dışında bir duvar, ağaç ya da benzeri bir yapıya kolunuzu ya da vücudunuzu dayayarak kameranın daha az sallanmasını sağlıyabilirsiniz.
Yinede ZOOM yapmadan yakından çekilebilecek konuların yakınından yapılan çekimler renk kalitesi ve derinlik nedeniyle göz alıcı görüntüler verirler. Zoom u gerekmedikçe kullanmayın.
Yakın ve geniş açılı, sakin , yeterince uzun çekimler daha anlaşılır ve etkilidir.
ZOOM kulanımı resimdeki derinliği azaltır arka ve ön planlar FLU olur.Tabii böyle bir ön arka FLU çalışma yaparak konuyu daha çarpıcı hale getirmek isterseniz objeyi tele-yani zoom konumunda çekerken diğer yakın ve uzak konular ikinci planda ve flu olacağından etkili olabilirsiniz.
Bakış açısı boşluğu; kişilerin yakın çekimleri esnasında bakmakta oldukları yöne doğru ekranda bir miktar boşluk bırakmak gerekir. Bu boşluk tam profilden çekim söz konusu ise hemen hemen ekranın yarısını boş bırakmak yada yarı öne doğu 1/3 bakışda ise, biraz daha az boşlukla sağlanır. Eğer kişi tam karşıdan size bakıyorsa o zaman tam ortada ve ekranın her iki yanıda eşit boşlukta olacaktır.
Bu boşluk kuralı kişi yukarı ya da aşağıda bakıyorsa uygun oranlarda bırakılarak konu ve bakışa anlam kazandırılır.
Çerçeve yaparken kişilerin kollarını eklem yerlerinden yani dirsek, bilek diz yada ayak bileklerinden keserek çerçeve yapmayınız. Mutlaka az daha aşağıdan yada yukarıdan çekiniz.
Kapalı bir ortamdaki duvardaki resim çerçeveleri ile çekim yapılacaksa mutlaka resim ya tam alınmalı ya da tamamen dışarıda bırakılmalı.
Bu konuda konulu sinema filmlerindeki yakın, uzak planlar, zoom hareketleri, PAN sağa sola çevirim ve kameranın gövde olarak ileri geri ya da sağa sola doğru yaptığı hareketler takip edilerek uygulamalarla tecrübe kazanılabilinir.
SES ÖNEMLİ:
Amatör kamera ile de çalışıyor olsanızda ses resim kadar önemlidir.
Aile içi çekimlerde ve konulu çekimlerde konuşmacının cümlelerinin bitiminde çekimi kesmek doğru olur .
Aralarda kesilen sesler band izlenirken hoş olmaz. Konuşan kişiyi sesli olarak kayıt ediyorsanız mümkün olduğunca sesinin iyi duyulabileceği bir mesafede ya da 2-3 metre uzakta olunmalıdır. Eğer ses düzeni olan bir ortamda çekim söz konusu ise ve konuşana yaklaşmak mümkün değilse duvarlardaki bir hoparlörün altından ama uygun resim alınabilen bir yerden yapılan çekimde ses hoparlöre yakın olduğunuzdan net ve anlaşılır kayıt edilebilir.
Geniş mekanlarda çok fazla hoparlörün olduğunu var sayarsak farklı seviye ve gecikmede gelecek sesler karışıklık oluşturur.Bunu en aza indirmek için ses ve resimin en uygun çekileceği ve yankı ya da ses girişiminin az olduğu yeri tercih ederek azaltabiliriz.
Kullanım öncesi Kameranızın akülerini en fazla bir gün önce şarj etmelisiniz.
Uzun süre önce şarj edilmiş aküler kendi iç kaçakları nedeniyle boşalırlar.
Sehpalı çekimlerde kameranızdan uzaklaşmayın , her zaman bir eliniz kamera sehpasının kolunda olsun.
Kamera üzerinde iken, kullanmadığınızda sehpa kilidini sıkıştırın , boşta kalan sehpa kafası öne arkaya eğilir ve devrilebilir.
Aracınızı içinde kameranızı bırakacaksanız güneş ışığından ve kalorifer çıkışından uzak noktalarda barındırın, eğer sıcak ve güneşli bir ortamda bırakacaksanız mutlaka ışığı yansıtacak beyaz bir nesne ile örtün.Çekim öncesi objektif ve vizörü yumuşak bir mendil ya da özel objektif kağıdı ile silin. Selpak gibi kağıt mendillerdeki sert partiküller objektifin üzerindeki sır olarak tabir edilen kaplamayı çizer matlaştırır.
Ufak tip kameraları kullanırken boyundan geçirilen askı ya da kemerle kullanılması düşmelerini önler.
Kasetler kullanılma dışında mutlaka kutularında tutulmalı, açıkta kalan kaset statik etkileşim nedeniyle toz tutar ve kamerada kullanılırken ya da videoda izlenirken bu tozlar okuma ve senkron kafalarını kirletir.
GECE çekim özellikli kameralarda enfrared ışıma ile çekim yapıldığından mesafe kısadır.
Dolayısı ile konuya yakın olduğunuzda tek renk de olsa net resim oluşur , uzak çekimlerde resimde gürültü yani karlanma oluşur.
SABİT VE KARARLI ÇEKİMLER ANLAMLI OLUR.
SÜPÜRÜR GİBİ TABİR EDİLEN DEVAMLI HAREKET HALİNDE VE KARARSIZ ÇEKİMDEN UZAK DURUN.
HER OBJE YA DA KONUDA YETERİNCE SALLANTISIZ ANLAŞILACAK KADAR SABİT KALIN.
IŞIĞI SIRTTAN YA DA YANDAN ALIN.
SESE DE ÖNEM VERİN.
FAZLA ZOOM KULLANMAYIN. PANLARI YUMUŞAK YAPIN.
YAPACAĞINIZ ÇEKİM ÖNCESİ PROVA YARAR SAĞLAR.
Yeni başlayanlar için kamera açıları
Sinemada genel olarak kullanılan belli başlı açılar vardır. Bu açıların belirlenmesinde ise deneme yanılma yöntemi kullanılmıştır. Bu tecrübeyle sabit bilgiler, kameranın izleyicinin gözü olarak kullanılıp algılamada rahatlık kazandırmak için oldukça pratiktir. Tabi bazı yönetmenler bunları bilip de kullanmaz. Bu seçim de bir sonuç doğurur ve görsellik farklı bir boyutta yine algılama sürecine girer ve izleyici üzerinde belli bir etki yaratır. Zaten aslında görsellik başlı başına bir anlatım unsurudur. Burada görselliğin en temel kurallarından biri olan yaygın kamera açılarını ve bunların etkisini göreceğiz.
Kamera Açıları : Altın Nokta
Film karesinin hayali olarak 9`a bölündüğü varsayıldığındaki en içte kalan karenin içinde yer almalıdır. Bütün görsel sanatlarda kullanılan bu altın nokta kuralı sıkça kullanılır. Bunun nedeni ise, insan algısının en çabuk algıladığı yerin bu noktalar olduğunun kanıtlanmasıdır
Kamera Açıları : Özdeşlik Kuralı
Eğer bir kişiyle izleyenin özdeşlik kurmasını istiyorsanız kamera daima o kişinin tam karşısında yer almalıdır. Ve daima altın nokta dediğimiz alanda bulunmalıdır. Bu şekilde izleyenler ve karakter arasında empati kurulması sağlanır. Ve genelde baş karakter yakın plandan gösterilir ki yüzünün ifadesi daha akılda kalıcı ve etkili olsun
Kamera Açıları : Dengesizlikler
Bir insanın aciz ve dengesiz olduğunu anlatmak icin kamera en üst köşede yer alır. Bu tür çekimlerde insan veya nesne yani çekilen her neyse belli oranda gerçeklikten, nesnellikten uzaklaşır.
Kamera Açıları : Büyüklük
Bir insanı güçlü ve karalı göstermek için de kamera alta yerleştirilir. Bu şekilde kişi olduğundan büyük görünür. Ukalalık veya patronluk taslama ifadesini de vermek için kullanılır.
Kamera Açıları : Küçüklük
Bir insanı ezik ve güçsüz göstermek istiyorsanız kamerayı yukarıya yerleştirirsiniz. Tabi bu kural oyunculukla da bütünleşmelidir. Diğerlerinde olduğu gibi. Tabi salt küçüklük değil ezilmişlik, zavallılık, güçsüzlük, umutsuzluk gibi duyguların anlatımında da kullanılır
KAMERAMANA TAVSİYELER
Bir çekime çıkarken :
Muhakkak yanınıza Tripod (kamera ayağı) alın.
Gidilecek yerdeki aydınlatma durumunu tespit edin. Eğer iç mekan çekimi yapacaksanız yanınıza ışık alın.
Kamera aküsünün dolu olduğundan emin olun, kaset ve ses durumu için gerekli malzemeleri yanınıza almayı unutmayın.
Çıkmadan önce kameranın swiç konumlarına dikkat edin. Sizden önce başka bir arkadaş kamerayı kullanmış olabilir ve swiçlerin konumu sizin çekiminize uygun konumda olmayabilir.
Bandın başına 1 dakikalık color bar kaydedin.
Kamera bataryalarını ve kasetlerini numaralandırın. Çekim sırasında bu numaralandırma size kolaylık sağlar.
Yedek kaset ve batarya bulundurun. Belki oradan başka bir çekime geçebilirsiniz, mevcut çekim planladığınızdan uzun sürebilir.
Çekim sırasında ve daha sonrasında;
Çekimden en az yarım saat kadar önce mekanda olmaya gayret edin. Bu size çekim için iyi bir açı, daha çok seçme alanı sağlar.
İyi bir yer seçiminden sonra tripodun ayarlarını yapın. Her çekimde tripod kullanmaya özen gösterin. Kullanmadığınız her tripod, size sallanan görüntü ve bel ağrısı olarak geri döner.
Kameranın filtresinin, macronuz ve shutter hızınız kapalı, vizör ayarlarınız düzgün ve swiçlerin (gain 0 dB,WB ayarınız yapılmış ya da Preset konumunda) çekime uygun konumda olup olmadığına dikkat edin.
Omuz çekimlerinde en zor olan kameramanın hareketsiz kalma zorunluluğudur. Rahat kıyafetler giymeye özen gösterin.
Çekilecek detaylar ne olmalı, konuya özel ayrıntılar nelerdir?
Kompozisyon kurallarına özen gösterin.
Aydınlatmaya dikkat edin. ışığın kameranın arkasından gelmesine dikkat edin.
Uzun süreli sabit planlardan farklı açılardan cekmeye çalışın. Kayıttan çıkılacak yere dikkat edin, acele etmeyin.
Netliğin bozulmasına izin vermeyin
Gereksiz kamera hareketlerinden kaçının.
Bir gözünüz vizörde olsun diğer gözünüzde çevreyi kontrol etsin ki kameranın bakış alanında olmayan önemli olayları da kaçırmayın.
Kameranın içine su ve toz gibi cisimlerin girmesini engelleyin. Kamerayı koruyucu kılıfı ile kullanmaya özen gösterin.
Kamerayı sert bir şekilde yere bırakmayın. Kalabalık ortamlarda özelliklede tripod üzerinde bırakmayın. Birisi gelir çarpar, ve ya sert rüzgarlardan dolayı tripodun ayağı kayıp kamera devrilebilir.
Çektiğiniz kasetleri kamera üzerinde izlemeye kalkmayın. Bu video kafa ömrünün yarıya inmesi demektir.
Kamera uzun süre çalıştırılmayacaksa içerisinde kaset ve batarya bırakmayın.
Mesleğinizle ilgili kitap ve dergileri edinmeye gayret gösterin.
Kameramanın iyi bir gözlemci olması gerekir. Çevresine gören gözlerle bakması, duyan kulakla çevresini dinlemesi gerekir. Bir başka söyleyişle, yapımcının antenleri dışa dönük olmalı, çevresinde olup bitenleri potansiyel bir haber olarak görmeli ve duymalıdır. Hiç beklenmedik bir olay, bir durum kameraman için ilginç bir görüntü haline getirilebilir.
Kameraman, esnek olmalıdır: Kameramanlıkta esnek olmak başarıyı arttırır. Katı kurallar içerisinde olan, kendi düşüncelerini hiç bir biçimde değiştirmeye yanaşmayan kameramanların sürekli başarılı olması beklenemez.
Denemelere girişin. Kendinizi tekrar etme riskinden kurtulun. Başarılı olan herkesin kendine özgü yöntemleri vardır.
Haberleri ve filmleri inceleyin. Ne nasıl yapılmış, nasıl çekilmiş, eksikleri, fazlalıkları neler bunların karşılaştırmasını yapın.
Elinizdeki kamerayı ve malzemeleri iyi tanıyın.Kameradan en iyi verimi almak ancak bu sayede mümkündür.
Kısaca Çekim Ölçekleri
Kamera vizöründen oluşturulan çerçevenin boyutlarına göre çekim ölçekleri değişir. Genel perspektifte çekim ölçekleri şu şekildedir;
Baş çekim:
Bir insanın başının kadrajda yer aldığı çekim ölçeğidir. Ancak başın hemen üzerinden kesilmemelidir. Çünkü kadraj başın hemen üzerinden veya hemen çeneden kesilirse o kişi sakat gibi görünebilir. Bu bakımdan başın üzerinden çok da fazla olmamak kaydıyla baş boşluğu bırakılır. ( baş boşluğu kadrajı 10 eşit parçaya yatay olarak böldüğümüzü farz edersek onun 2’lik kısmı kadar olmalıdır).Alt kısımdan da aynı şekilde bir miktar boşluk bırakılır.
Omuz çekim: Omuzun bir miktar altından, göğüs kısmı alınmadan oluşturulan ölçektir. Burada da başın üzerinde baş boşluğu bırakılması gerekir.
Göğüs çekim:
Göğsün hemen altından ve yine baş boşluğu bırakılacak şekilde üstten kesilen çekim ölçeğidir.
Bel çekim:
Belin kravat boyu diye tabir edilen kısmından bölünerek oluşturulan çekim ölçeğidir. Burada dikkat edilmesi gereken tam belden kesilirse sakatmış izlenimi olacağından genel olarak biraz üstünden kesilmesidir. Daha aşağıdan da yani belin daha alt kısmından da kesebilirsiniz. Burada da baş boşluğu mutlaka bulunmalıdır.
Amerikan çekim:
Bu çekim ölçeği dizin altından itibaren kesilen ölçektir. Burada önemli olan dizin tam üstünden olmamasıdır. Yine yukarıdan baş boşluğu verilerek oluşturulur.
Boy çekim:
Boyun tamamının yer aldığı çekim ölçeğidir. Burada üstten baş boşluğu verilir alttan da boyun kavranması açısından alt boşluk verilmelidir.
Ayrıntı çekim:
Senaryo gereği yukarıda saydığımız çekim ölçeklerinin yetersiz kaldığı noktalarda her hangi bir uzvun (örneğin; göz) çok daha yakından çekilmesi ile oluşan çekim ölçeğidir.
Genel çekim:
Bir insan grubunun ya da bir mekanın genel görüntüsünü çekerken kullanılan ölçektir. Ayrıntılar ön planda olmaz ancak kdrajda oluşturduğumuz resmin geneli kompozisyon kurallarına uygun olmalıdır. Örneğin kadrajın çok sağında veya çok solunda olmamalıdır. Bu şekilde bir boşluk bırakılırsa sağdan birinin geleceği veya sağ tarafta özellikle belirtilmesi gereken bir şey olduğu anlamı çıkar.
Amors Plan: Konuyu, bir kişinin omuzunun üstünden (omuzu kadrajın ön planında görerek) çekmek.
Yakın Plan: Vücuddan bağımsız olarak bir uzvun görüntülenmesinde; "El Yakın, Ayak Yakın, Göz Yakın" gibi tabirler kullanırız. "El Detay, Ayak Detay" da denir. Objelerde de kullanılan bir tabirdir. "Çay bardağı, kapı kolu, kül tabağındaki sigara yakın" gibi...
Ayrıca "yakınları almak, çekmek" gibi bir tabir de duyabilirsiniz. Bu da örneğin bir drama çekiminde genel planda çekilmiş bir sahnenin repliklerini bir de, daha yakın ölçeklerde (bel, göğüs, baş, omuz gibi) çekerken kullanılan bir tabirdir.
Makro Plan: Bu bir objektifin adıdır aslında. Konuya çok yaklaşmak, çok detaylı ele almak için kullanılan bir objektifin adı... Bu objektifle yapılan çekimlere de adını verir. Sineğin kanadı, yapraktaki damla gibi...
Görüldüğü gibi eklem yerlerinden kesilmez, sakat gibi olur, göz bunu bilir ve rahatsız olur.
Bakış yönüne doğru, başın arkasından daha fazla bir boşluk bırakılır.(Bakış boşluğu.) Ancak kadraja arkadan girecek biri varsa arkada boşluk bırakılır.
Bunlara plan yerine boy çekim, baş çekim de denir. Türkiye’deki kullanım böyledir.
Amerikan terminolojisinde tabirler daha farklıdır:
Extreme Long Shot (ELS): En geniş çekim
Long Shot(LS): Genel çekim (boy gibi)
Medium Shot(MS): Orta ölçek(bel gibi)
Close Up(CU): Göğüs, omuz, baş planlar…
Extreme Close Up(ECU): Çok yakın, göz çekim gibi.
Kadrajımızın içindeki kişi sayısı da belirleyicidir. "Tekli, ikili, üçlü Çekim" ler gibi...
"KOMPOZE ETMEK..."
Üç tane küp düşünün. Bunları nasıl yerleştirirdiniz? Üçünü yan yana yerleştirirseniz üç tane kare yüzey gibi olacaklardır. Ama önden arkaya doğru resmin içine derinlik vererek yerleştirirseniz hem objelerin hacimleri ortaya çıkar, hem de resim üç boyutlu gibi olur.
Bu tür bir yerleştirmeye “alan derinliği” yapmak denir. Böyle bir yerleştirmede seyirciye en yakın duran yerdeki obje, konuda ağırlık noktasıdır. Ya da netlik objelerin hangisindeyse konu odur. (Netliği gezdirme: mezo pan.)
Resimde Simetri:
Çerçeve içinde simetriden kaçının. Altın kesim denilen 5/3 ‘lük oran simetriden kesinlikle daha iyidir.
Büyük ressamların yaptığı natürmort tabloları hatırlayın. Asla resim kendi içinde kendini tekrarlamaz. Meyve dolu tabağın içindeki meyveler ya da tabağın iki yanına düşmüş meyveler, aksesuarlar, simetrik olmayacak şekilde dağıtılır.
Simetri:
Resmin ya da görüntünün katlandığı varsayıldığında; objelerin, unsurların üst üste gelmesi.
Altın Kesim:
Leonardo, Dürer gibi düşünür sanatçılar, ressamlar insan vücudu ve yüz kesitleri arasındaki farkı inceleyerek, orantılayarak altın oran hakkında birçok şemalar çizerek varlığını ispatlamışlardır. Kabuklu deniz hayvanlarının, bitkilerin bu ilahı oran ölçü ve düzenine -değişmez kanuna- göre gelişmekte olduğunu ispatlamışlardır.
Altın oran beş köşeli yıldızın kenarlarının, Pisagor tarafından birbirine orantılandırılmasından esinlenerek formüle edilmiştir. Geometrik olarak düzgün beşgen pentagonun içine çizilen beş uçlu yıldızın kendi kenar doğruları orantılanır ve şu değer çıkar:
1,618 ki bu altın orandır!
Objemizi AKRD dikdörtgeninin (ki bu da altın dikdörtgendir) tam ortasına değil de BC doğrusu üzerine yerleştirirsek daha güzel bir sonuç elde ederiz.
Resim, heykel, mimari, fotoğrafçılık ve sinema…Aynı estetik kanunlara tabi sanatlar. Bu oranları gözümüz, doğuştan itibaren bilir. O yüzden dikkate alınmalıdır. Sinema TV bölümü Güzel Sanatların bir bölümüdür ve yakın zamana kadar resim imtihanından geçerek girilirdi.
Eğer kameramanlık konusunda uzmanlaşmak istiyorsanız, mesela görüntü yönetmeni olmak istiyorsanız resimle mutlaka ilgilenmelisiniz.
Benim size tavsiyem, bol bol büyük ressamların resimlerine, fotoğraf sanatçılarının fotoğraflarına bakmanız, fotoğraf ve resim sergilerini gezmeniz olacak. Mesela portre çalışmalarına dikkat edin ve ileride sunucularla yapacağınız anons çekimlerini düşünün... Baş boşluğu bakış boşluğuna dikkat edin. Bu bir egzersizdir!
Bunların dışında iki kişinin birbirleriyle konuşmalarını çekerken, önce genellerini çekeriz. Bunun nedeni algılama açısından önce geneller gösterilirse ayrıntıya geçildiğinde izleyicinin algısının bütünlük sağlamasıdır. Tersi şeklindeki kullanımlar ise merak uyandırmak ve anlaşılmak istenmemek anlamında yorulur. İki kişinin tek tek ayrıntılarına geçerken de sağ tarafa dönük konuşanın sağında 2 oranında boşluk, solunda ise 1 oranında boşluk bırakılır.